İnsan, Ara ki Bulasın!

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 11 Tem 2020 0 yorum

Biz sizi Balçıktan yarattık

Sahabe, müminlerin göz nuru Hz Resul’e “
Ya Resulüllah, hepimizi seversin, hepimize yanında mevki verirsin lakin Ali bir başka. Nereden gelir Ali’nin kıymeti?”  diye sorar: Hz Peygamber, “Size kötülük edene iyilik edebilir misiniz?” der. “Evet, ya Resulüllah, ederiz!” derler. “O size bir daha kötülük ederse?” Bazı gözler ve kafalar öne düşer. Ancak, “Yine iyilik ederiz diyenler” de vardır. Resulüllah, “Ya o, yine kötülük ederse?” der. Öne düşmemiş baş kalmaz.
Sonra damatlarının en yakışıklısı Hz Ali’yi çağırtır. Aynı soruyu ona sorar: Hz Ali her seferinde “Yine iyilik ederim” der. Sonunda “YA Resulüllah, kaç sefer sorarsan sor, ben ona yine de iyilik ederim. Kötünün huyunu bana vermesine, beni kendisine benzetmesine müsaade etmem!” der.

Şemseddin Yeşil Efendi bu hadiseyi böyle anlatıyor ve hatırlatıyor Hazreti Ali’nin (ra) lakabı “Ebu Türâb”tır.

Ebu Türâb, yani toprağın babası.

Toprak kendisine hangi kötülüğü yaparsak yapalım; ister kazma ile döv, ister bel ile yarala, ister suya boğ bize iyilik etmeye ve vermeye devam eder. Biz ona gübre, çerçöp, leş, bin türlü ifrazat veririz. O alır, işler muz eder, elma eder, ayva eder, gül, lale, papatya eder geri verir. En sevdiklerimizin bile ölülerine tahammül edemez ona veririz. Toprak geri çevirmez, alır koynunda gizler. Kibir ehli değildir, insanı, başının üzerinde gezdirir. Tevazu ehlidir, ayaklar altındaki yerini yadırgamaz. Hz Ali’nin ahlakı, toprağın ahlakıdır da ondan ona Ebu Turap denmiştir.

Toprak ahlaklılar,  kendilerine gelen şerden hayrı çıkarabilenlerdir[1].

Bir de ateşin ahlakı vardır: Kendisine verilen her şeyi yakıp yok eden, geriye hiçbir şey bırakmayan. Yerini beğenmeyip sürekli göklere ağmaya çalışan. Kibir ehli olup üzerine bastırmayan. Hayrı üretemeyen bulaştığını yakan.

Yeşil Efendi, bu hadiseyi Ahiret günü bir zümrenin keşke “Toprak olaydık![2]” cümlesine bağlar. Onların “Toprak” olmayı beceremediklerini Toprak Ahlakı ile ahlaklanamadıklarını bu yüzden feryat ettiklerini düşünür.

Bu, burada kalsın.

İnsan nedir?

Yeşil Efendi insanın tarifinin çok müşkil bir iş olduğunu ısrarla söyler: “İnsan zahirde elli atmış kiloluk kan, kemik ve etten ibaret bir torba. Nihayet boyu iki metre uzunluğundaki bir çukur onu istiab[3] eder.  Fakat vicdan-ı kibriyası[4] öyle mi ya? Mana-i ihtivası[5]  öyle mi? Bütün mevcudat onun içerisinde meknuz[6]. Büyük bir varlık.”
İnsanın bir yüzü dünyaya, bir yüzü gayba bakar.  Bir taraftan cesedi yolda yürürken diğer taraftan ruhu dünyanın bin türlü yerinde gezebilir.  Şemseddin Yeşil Efendinin tarifi ile “Kudret beni bir cihetten vicdan, bir cihetten de vücut namı ile iki silsile-i şuun (olaylar zinciri) içerisinde yüzdürüyor. Bakalım bu iki silsile-i şuun içerisinde yüze yüze ben nereye kadar gideceğim? Şöyle kendine bir bak. Bir vücudum var bir de vicdanım. Vücut ve vicdan. Bir buluş, bir de bulunuş.”

İnsan vücudu, maddesi ile tarif edilebilecek bir şey değildir. İnsanın, mana ile vücudun bir araya getirilerek tarif edilmesi gerekir ki, zor olan budur. Zira manayı önce fark etmek gerekir. Yani bulunması lazımdır.
İnsan tek boyutlu bir varlık değildir ki tek boyuttan tanımlanabilsin.
Üstelik insan yeryüzündeki tüm varlıklar ile de akrabadır; vücudunda sudan demire, proteinden şekere kadar toprağın ihtiva ettiği hemen her şey vardır. Ve o hemen her şeyin, onun üzerinde etkisi vardır. 
Yeşil Efendi’nin insan tarifi şöyledir:  “İnsanın, bütün cisimlerle, essam-ı madeniye[7] ile müşareketi[8] vardır. Bir tarafı cisimdir yani. Sonra neşv ü nema[9] bulur. Nebatat ile iştiraki[10] vardır.  Nebatat gibi önce güzelleşir, sonra fersudeleşir[11]. Hayvanla da iştiraki vardır: Arzusu vardır, iradesi vardır, bir yerden bir yere hareket edebilir. Ondan sonra makam-ı ademiyete[12] kadem basar. Makam-ı ademiyette “Aslını ara!” emri gelir. O zaman -varsa eğer- vicdanında o hal, o tecelli, o  zevk, o muhabbet meydana gelir. O muhabbet meydana geldikten sonra bir ünsiyet olur, ona “İnsan oldun!” denir. İnsan olduktan sonra; “Ben kimim der, nereden geldim, ne olacağım, nereye götürüleceğim?” Bu dert başlar. Bu derdin membaını bulmaklık zevkinin adına da aşk denir.”

Biraz fazla daldık. Toparlayalım.
Kitab- Kerim insanın yaratılış sürecinin merhale merhale olduğunu[13] anlatırken ilk olarak çamurdan bir kalıbın döküldüğünden bahseder[14]. Bu onun eşya/madde boyutudur. Kaşı, gözü, eli yağı.  Hammaddesindeki toprak ile yeryüzüne akraba olmuştur. Yeryüzünden emanet alınmıştır, alınan sonunda geri verilecektir.
Sonra ona nefsi giydirilmiştir ki bu da onun hayvaniyat boyutudur. Hareket yeteneği, yemesi, içmesi, biriktirmesi, şehveti, kıskançlığı, bencilliği… İnsanların büyük çoğunluğunun bu aşamanın sonrasından haberleri yoktur.
Bu boyuttan sonra Allah insana kendi ruhundan üfleyerek[15] onu mükremin kılmıştır[16]. Onunla “ÜNSiyet” bağı kurmuş, akrabası tayin etmiştir. Ruh-u menfuhu (İlahi makamdan üflenen ruhu) sırtına giydirmesi ile onu, mahlûkatın en şereflisi (eşref-i mahlûkat) konumuna yükseltmiştir. Bu noktada melekler ve Şeytan O'na secdeye davet edilir. Secde edilen insanın cesedi ya da hayvaniyatı değildir: Secde, sırtındaki gömleğedir. Bu boyut Tanrı ile akrabalığın boyutudur. Artık onun ÜNSiyeti-İNSaniyetilığı söz konusu olur. İlahi gömlek Tanrının sıfatları ile teçhiz edilmiş, süslemiştir. (Merhamet, doğruluk, adalet, ilim, kerem/cömertlik, hikmet,  hürmet, karşılıksız vermek vs.) (İslam toplumlarında halk İyaullah’tır. Yani Allah’ın ailesi. Dolasyısı ile halka hizmet Allah’ın hatırı için ‘Onun ailesine hizmet olarak görülür.)
Bu makam çok yüksek bir makam olması ile düşmanı da büyük olan makamdır. Zira kıymet arttıkça düşmanın azameti de artar. Şeytan düşmanların başıdır ve insandan istediği, O'na Aziz Kudretin "emanet"en giymeyi lütfettiği ruh-u menfuhtur. Şeytan insandan malını, çocuğunu, evini, arabasını talep etmez ondan istediği o gömlektir. Yani insaniyetidir. 
İnsaniyet makamı Şeytanla ya da insanın hayvaniyatı ile mücadele etmeden ve onu yenmeden elde tutulamaz.
Örnekle açıklamaya çalışalım.
Ortada bir yiyecek var ise aç olan her canlı -fıtratına uygun ise- onu yer. Kedi, köpek, aslan veya inek. Sadece “insan” bu helal mi haram mı diye düşünür. Veya "benden fazla ihtiyacı olan var mı?"diye hesap eder.(Eşref-i mahlukat, insan) Yine bu canlılardan sadece bir tanesi "bunları saklayayım ve başka ihtiyaç sahiplerine kat be kat fazlasına satayım veya benden başkası yemesin onları imha edeyim" diye düşünür. (Hayvanlardan da aşağı, belhum adal).
Veya tüm hayvanlar yavrularına ve dişilerine sahip çıkarlar. Hayvaniyattandır, içgüdüsel olarak kodlanmıştır. Aksini yapmak –ruhi bir arıza olmadığı müddetçe- mümkün değildir. Lakin hiçbir hayvan annesine babasına itaat etmez, halasına dayısına hürmet etmez, komşu nedir, yetim nedir bilmez.  Bu yüzden Kitab-ı Kerim de “Çocuklarınıza veya hanımlarınıza iyi bakın” emri verilmezken “Anne babanıza itaat edin, onlara öff bile demeyin, yolda kalmışa sahip çıkın, yetimlere göz kulak olun, fakirleri doyurun!” emri verilir. Yani El Kitap da zaten içgüdüsel olarak var olanın değil, hayvaniyatın üzerine çıkmanın, insaniyatın, İnsana kadembasmanın, "OL"manın yolu tarif edilir.
Dikkat edilirse “insaniyat” makamı içgüdü, hayvaniyat düzeyinin üstüne çıkılması ve Şeytanın verdiği korku ve vesvesenin aşılması ile çıkılan bir makamdır. Ancak bu insanların büyük çoğunluğunun tırmanmayı göze alabilecekleri “bir sarp yokuş” değildir.
Sana gönderilmiş iki sultan var:
Ten mülkünü zapt etmek ister bunlar

Biri rahmani can katından gelir.
Biri şeytani, kin katından gelir

Gör şimdi kendini kime taparsın
Kime kapı açar, kime kaparsın  (Yunus Emre)

Zygmund Bauman Akışkan Modernite eserinde Odysseia’da geçen bir macera hikâyeyi alıntılar:
Hikâyede Kaptan, g
emisi sahile yanaşınca mürettebatını adayı kolaçan etmeleri için kıyıya çıkarır. Lakin ada büyülü bir adadır ve adaya çıkan tüm mürettebat domuza dönüşür. Yeni domuzlar bir müddet şaşkınlıktan sonra adadaki bir dere yatağının oluşturduğu çamur yığınının içine girip güneşlenmeye başlarlar. Kaptan ve yardımcısı sorunu çözebilmek için araştırmalara başlar. Sonunda büyüyü bozmanın bir yolunu bulurlar. Ancak bir sorun vardır: Domuzlara ne zaman yaklaşmak isteseler domuzlar onlardan deli gibi kaçmaktadırlar. Uzun çabalardan sonra domuzlardan birini tuzağa düşürmeyi başarırlar. Büyüsü bozulan domuzun omurgası düzelmeye tüyleri dökülmeye başlar. Ancak eski domuz, insana dönüştükçe kaptana öfke ve nefretle bakmaya başlar. Nice zaman sonra kendisine gelip konuşmaya başlayınca, “Benimle derdiniz neydi? Ne güzel güneşin altında, çamurun içinde yatıyor, dilediğim gibi zevk içinde yuvarlanıyor, böğürüyor, dilersem yiyor dilemezsem uyuyordum. İnsan olmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu anlamıyor musunuz? Her gün yaşama kaygısı, karar vermeye çalışmanın zorluğu, hiç bitmeyen bir "en doğrusunu yapma” endişesi, yarın korkusu hepsi ama hepsi geri geldi?[17]
Bauman’ın hikâyeden çıkarttığı sonuç; insan olmanın herkes tarafından taşınabilecek bir yük olmadığı, insanların köleliği, düşük seviyeli bir ahlaki hayatı, dünyevi zevkleri, kaygısız, sorumsuz bir yaşamı bilinçli olarak tercih ettikleri ve Peygamberlerin getirdiği Yüksek Ahlaki öğretiyi çok nadir olarak kabul ettikleridir. Onların geneli din diye, keyflerine dokunmayan ritüelleri severler, fikrindedir.
Ortada bir paradoks vardır: Kitleler sürekli peygamberleri yüceltir, insan olmak hakkında övgüler düzerken Peygamberleri takip eden, insani erdemlere ulaşan insan sayısının nadiratından olması büyük bir çelişki gibi görünür.  
Bir taraftan insan olmak yüceltilirken kitlenin büyük çoğunluğunun insani yetilerden uzak olmasındaki paradoksu Jean Baudrillard,  Kitleler putperest doğmuş ve putperest kalmışlardır. Kıyamet günü onları hiç rahatsız etmediği gibi, boş inançlarını ve Şeytanı günlük hayatlarından hiç uzaklaştırmamışlardır. Tanrıya inanmanın ruhsal gücüne karşılık, aşağılık günlük alışkanlıkları tercih etmişlerdir. İlginçliğini yitirmiş günlük ayinler ve ruhani aldatmacalarla, her zaman kaçtıkları hoşgörüsüz, ahlak ve inançla yüceltilmiş "mana"yı başarısızlığa uğratmışlardır.[18]diyerek tanımlar.
Mananın boşa düşürülüp, insanın maddeperestliğin kesafetine mahkum edilmesini yani “İlahi ruhu” , "Tanrıdan gelen gömleği" dünyanın peşin zevkleri ile değişen/takas eden toplumların içine düştüğü durumunu Yeşil Efendi şöyle tarif eder: “İlmi ilerlemiş, felsefesi terakki etmiş, fenni aklı durduracak kadar yükselmiş, ilmi fikirlere veleh[19] verecek kadar teali etmiş. Ama niçün insanlardaki ah sesi dinmiyor? Neden insanlar bütün vücutta bir ruh gibi yaşayamıyor? Kudretin verdiği sermaye nereye gitti? Ne oldu sermaye? Maddi sermaye bol, beşer bugünkü kadar zengin yaşamamıştır dünya  yüzünde. Ama bugünkü kadar da inlememiştir. Bugün masası olanın da huzuru yoktur, kasası olanın da yoktur, rütbesi olanın da yoktur, cahı olanın da yoktur, hiçbir şeysi olmayanın da yoktur. Kül halinde bir huzursuzluk var. Kalpte huzur yok. Kalpte huzur olmayınca aza-ı cevarih[20]te sükûnet olmaz.”
Baudrillard, Yeşile Efendinin Maddenin kesafetinin getirdiği huzursuzluk olarak gördüğü durumu “Simgesel değerini yitirme gerçek yoksunluktan ya da mutsuzluktan çok daha vahimdir.[21]” diyerek tarif eder.
Anladığımız kadarı ile insanın kıymet verdiği simgesel, manevi (manaya dönük) bir mukaddesi olmalı. Eğer böyle bir değeri var ise yoksulluk, yoksunluk ya da mutsuzluğa karşı çok güçlü bir dayanağı vardır. Bu simgesel, Kutsal değeri Şeytana kaptıran toplumlar mananın boşluğunu para veya zevkle dolduramazlar. Lakin toplumların çoğunluğu ellerindeki mukaddesin kıymetini bilmez[22] ve Tanrının verdiği İlahi gömleği Şeytanla, dünyevi zevkler karşılığı takas edip hayvaniyatın içgüdüsel atmosferinde yaşamayı tercih ederler, diyor üstad. [23]
Yeşil Efendi, ruh-u menfuha sahip çıkma yolculuğunun Adam/Adem olmakla başladığını ancak insan olmak için daha fazlası gerektiği kanaatindedir: Adam olmak Rabbini bilmek makamıdır. Lakin, İnsan olabilmek için kişinin kendisini de bilmesi gerektiğini düşünür. O'na göre Hz Adem(sav) bu makama, Şeytan tarafından kandırıldıktan sonra acziyetinin farkına varıp, eksik olduğunu fark edip tövbe etmekle erişmiştir. Eksik olduğunu fark edip 'Kulluk Makamı'na razı olamayan 'BEN'lik makamının sahte tanrılarının, Nefs-i Emmarenin kullarının kibir ile çaldıkları İnsaniyat Kapısı açılmaz.
İnsanın tarifini veremedik. Zira nasıl ki, bahar görünmez ise ve biz onu eserlerinden, gölgelerinden tarif etmek zorunda kalıyorsak, insanı da eserinden, gölgesinden tarif etmek gerekir kanaatindeyiz.

Başa dönelim.
Sanırım “Hazreti İnsan”ı üzerindeki 'toprak kokusu'ndan bilinir. Hazreti resul demedi mi: “Ben yeryüzüne ahlakı itmam etmek için gönderildim[24]
 
“İnsan”ın varlığını korumakta zorlandığı, ağır bir saldırıya tabi tutulduğu bu vakitte manaya dönük kelimeler  üzerinde düşünmeye ihtiyacımız olduğu kanaatindeyiz.

Bizim bu halimizle bildiğimiz bu kadarına yetti. Doğrusunu ve tamamını Allah bilir.

Ahmet H. Çakıcı
Zilkade 1441 / ALANYA


Aldığım ama yazının içine yerleştiremediğim, atmaya da kıyamadığım notlar:


1-  Sen zahirde  cilm-i sağirsin[25] ufak bir zerresin fakat o ufak zerrenin içerisinde bir mana var ki o mana bütün kâinatı muhit. Mensi ve mühmel bırakılmayacak. Yani unutulmuş, bir kenara atılmış bir şekilde olmayacak.
2- Bismillahirrahmenirrahiym

Padişah’ın hikmeti gör neyledi;
Ateş, su, toprak ve yele söyledi.

Getirdi toprağı çekip besmele,
Kendi de hazırdı orada heybetle.
Toprakla sudan yaratıp bir cism,
verdi bu cisme Âdem diye isim!

Sonra rüzgar gelip kuruttu onu,
Âdemin cismi ondandır, bil bunu!

En son ateş gelerek ısıttı onu,
Isınınca girdi bedene canı.
“Can tene girsin!” diye ferman oldu,
Padişah emri ona derman oldu.
Can girdi bedeni aydınlattı,
Ten de canın canına neşe kattı.

Şükürler edip dedi ki: “Ey Rahman,
şaşılmaz benim gibi bin yaratsan!”

Toprakla geldi bize dört nitelik:
Sabır, Hoş huy, tevekkül ve yücelik
Suyla beraber geldi dört türlü hal;
Temizlik, cömertlik, lütuf ve visal.
Rüzgârla beraber geldi dört heves;
Yalan, riya, sabırsızlık ve nefes.

Ateşle birlikte geldi dört türlü felaket;
Şehvet, kibir, açgözlülük ve haset

Canla birlikte geldi dört özellik;
Utanma, ahlak, üstünlük ve birlik.
(Yunus EMre, Nasihatler, Eskişehir 2013, Hz Doc. Doc. Dr. Ziya Avşar)

3- Cennet, Padişah’ın kerem ışığından,  Cehennem adalet ışığından yaratılmıştır. Toprak padişahın nurunun, su hayatının, rüzgâr heybetinin, ateş de öfkesinin ışığındandır. Toprakla Suyun yeri Cennet, Ateşle Rüzgârın yeri Cehennemdir.[26]


[1] Fussilet 34. Ayet: “Hem hasene de müsavi olmaz seyyie de, seyyieyi en güzel olan hasene ile def'et o vakıt bakarsın ki seninle arasında bir adâvet bulunan kimse yakılgan bir hısım gibi olmuştur.”
[2] Nebe Suresi 40. Ayet :Çünkü biz size yakın bir azâbı ıhtar ettik, o gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kâfir: ah nolaydı ben bir türâb (toprak) olaydım.”
[3] İstiab: İçine almak, kaplamak.
[4] Vicdan-ı Kibriya: Büyük vicdanı.
[5] Mana-i İhtiva: İçerdiği mana.
[6] Meknuz:  Gömülü, gizli define. Hıfzedilmiş, mahfuz.
[7] Essam-ı madeniyye: Madeni formüller
[8] Müşareket: Birbirine ortak olmak, ortaklık. Beraber olup bir iş yapmak.
[9] Neşv ü nema: Serpilme, gelişme, büyüme
[10] İştirak: Ortak olmak. Ortaklık etmek. Bir iş de yer almak. Hissedâr olmak.
[11] Fersude: Solmak, eskimek, yıpranmak.
[12] Makam-ı ademiyet: Adam/adem olma makamı.
[13] Nuh Suresi 14. Ayet : “Oysa O, sizi merhale merhale yaratmıştır.”
[14] Mü’minun Suresi 12. Ayet: “And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.”
[15]  Secde Suresi 9. Ayet: “Sonra onu tesviye edib içine ruhundan nefh buyurdu ve sizin için o işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı, siz pek az şükrediyorsunuz.”
[16] Yasin Suresi 27. Ayet: “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.
[17] Zygmund Bauman, Akışkan Modernite, s:44
[18] Jean, BAudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesinde s:15
[19] Veleh: Hayret, şaşkınlık.
[20] Cevarih : Organlar.
[21] Jean Baudrillard, Baştan Çıkarma Üzerine, s:93
[22] Fatır Suresi 28. Ayet: “Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.”
[23] Furkan Suresi 44. Ayet: “Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar.”
[24] İtmam: Bitirme, bütünleme, tamamlama.
[25] Cilm-i sağir (cilmi kadar yer yakar deniyor ya) küçücük cüsse
[26] Doç. Dr. Ziya Avşar’ın hazırladığı “Nasihatler Kitabından / Yunus Emre” kitabından alınmıştır.

Devamını Oku »

İtiraz – 3 - Sözleşmenin Getirirken Götürdükleri.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 20 Haz 2020 2 yorum
İstanbul Sözleşmesine İtiraz Edenlere, İtiraz Edenlere, İtiraz -3


İYİnin düşmanı KÖTÜ değildir, İyinin düşmanı DAHA İYİdir. DAHA İYİ’nin düşmanı ise MÜKEMMELdir.


Hiçbir dolandırıcı, sahtekâr “elimizdekini” alırken bize “KÖTÜ”yü vaat etmez. O bize elimizdekinden “DAHA İYİ”sini vaat eder. Biz “DAHA İYİ”nin vaadini duyduğumuzda elimizdeki “İYİ”ye düşman oluruz. Gelecek 100 Bin lirayı duyunca elimizdeki 10 Bin liranın düşmanı olup, onu sahtekâra verdiğimiz gibi.

Şeytan dahi Hz Âdem’i bu yöntemle kandırmıştır. Ona “Mükemmellik” ve “Ölümsüzlüğü” vaat ederek[1] elindeki Cennet’i almıştır. 

Hz Âdem, ölümsüzlük fikrine kapılınca CENNET’inden olmuştur.

Devamını Oku »

Bu sürecin 3 önemli sonucu

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 9 Haz 2020 1 yorum

Bizim kanaatimize içinde bulunduğumuz sürecin 3 önemli sonucu olacak.

1- Yapay zekâ ve otomatizasyon sistemlerinin yaygınlaşmasına direnen Ulus Devletlerin direnci tamamen kırılmış gibi duruyor. Kanaatimizce bu süreç gittikçe yükselen bir ivme ile devam edecek. Bize göre bunun anlamı çok büyük kitlelerin işsizliğe ve sefalet çizgisinin altına savrulacağıdır. Özellikle büyük şehirlerin, çok da uzun olmayan bir süreç sonunda adeta mülteci kamplarına dönüşeceğini düşünüyoruz.

Devamını Oku »

Alternatif Partner/Aile Modelleri[1]

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 6 Haz 2020 2 yorum
Açıklama için **
Nida Dergisi, HAziran 2020 sayısında yayımlanmıştır. 

 “Seküler sosyal ilaçlardaki sıkıntı, uygulandıkça hastayı daha da hasta etmesidir. Batı'da bugün bunu ifade etmek, yani yeni aristokrasilerin bize parlak ve özgürleştirici bir ütopya getirmek şöyle dursun sosyal hastalıklarımızı daha da kötüleştirdiğini söylemek, küfür kabul edilmektedir[2].
Conor Cruise O’Brein

Devamını Oku »

İtiraz 2- GENDER

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 25 May 2020 5 yorum

İtiraz 2- Yüz elli Yıllık Masal: Batının ilmini alacağız, ahlakını değil!

Son yüz elli yıldır Batı karşısında aldığımız ağır yenilginin altından kalkmak ve yenilmişlik kompleksinden kurtulmak için ürettiğimiz ancak hiçbir gerçekliğe tekabül etmediğini bugün fark ettiğimiz bir slogandır; “Batının ilmini almak, ahlakını almamak” . Bu sloganla yol aldığımız 150 yıllık süreçte silah sanayiinde, ekonomide, tahakkümde, eğitimde, bilgi üretiminde Batı ile aramızdaki fark kapanmak yerine gittikçe açıldı. Ve bu bizi “ilmini alamadık, bari ahlakını” alalım şeklinde okunabilecek bir kendinden nefrete, bir harakiriye, kendi kendini yok etme aşamasına getirip bıraktı.   
Devamını Oku »

İtirazlara İtiraz -1

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 17 May 2020 1 yorum

İstanbul Sözleşmesine İtiraz Edenlere, İtiraz Edenlere, İtiraz -1

Sayın Zeki Bayraktar, Ali Aktaş beyefendinin sosyal paylaşımlarından aldığını iddia ettiği kelimelerle İstanbul Sözleşmesine gelen eleştirilere itiraz etmiş: Ali Bey'in Sözleşmeyi tam 3 kez okuduğunu, Sözleşmenin eşcinselliğe sadece 2 yerde atıf yaptığını, 6284 no'lu kanun iptal edilmediği sürece Sözleşmeye itiraz etmenin boş iş olduğunu, 6284 no'lu kanunun ise son derece yerinde olduğunu, toplumun içindeki yozlaşmanın Sözleşmeden bağımsız olduğunu, bu nedenle Sözleşmeyi kaldırmanın bir işe yaramayacağını, Saadet Partisinin İstanbul Sözleşmesine menfi yönde taraf olarak oyuna getirildiğini, bu işleri eleştirenlerin FONlar aldığını, sözleşmeye itirazların bir "propaganda merkezi" tarafından yönlendirildiğini söylemiş ya da ima etmiş.
Devamını Oku »

ŞOK DOKTRiNi - NAOMi KLEiN

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 15 May 2020 1 yorum
Şok Doktrini - Felaket Kapitalizmin Yükselişi , Naomi Klein ...
Naomi Klein, "Şok Doktrini" eserinde Kapitalizmin gücünü ve servetini, "serbest rekabet ortamında, demokrasinin nimetlerinden faydalanarak, ticaretle kazandığı” yalanının üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Batı’da biriken servetin kaynağının emek ya da ticaret değil, 400 yıl süren yağmacılığın -daha sofistike yöntemlerle- devam ettirilmesi olduğunu iddia ediyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de Güney Amerika'nın, Asya'nın, Afrika'nın servetlerinin kan, baskı, şiddet, talan, soygun ve yerli ulusların yoksullaşması karşılığında Batıya aktarılması süreçlerini inceliyor.
Devamını Oku »

Postmodern Dönemde Kıbleyi Bulmak T.J. Winter

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 2 May 2020 0 yorum
AbdulHakim Murat ya da şehadet getirmeden önceki ismi ile T.J. Winter'ın bu eseri, ciddi bir bilgi birikimi ve tecrübe ile verilmiş  10 konferansın derlemesi.
Modernite, Postmodernite, Posthümanizm gibi konularda da yetkin bir isim olan Abdulhakim Murad'ın Müslümanların meselelerine hem içeriden hem de dışarıdan bakabilecek bir yeteneğinin olması, 20 sene önce derlenmiş bu eserin kalitesini -ne yazık ki- şu an Türkiye'deki tartışma kalitesinin ilerisine taşıyabiliyor.
Çok büyük bir yenilginin getirdiği hesaplaşmanın Müslümanları köşeye sıkıştırdığı, artık, "İslam, gelecek yüzyılı göremeyecek" iddialarının kolayca seslendirildiği vakitlerde İngiliz olan Abdulhakim Murad'ın yenilmişlik psikolojisi altında ezik bir ruh haline sahip  olmaması, kendine güveni ve bilgi ile beslenmiş, sükunetli tarzı  oldukça kıymetli. Son sözü kendisinden alıntılayalım "Eğer iddialarımıza inanmak için kendimize yeterli güvenimiz varsa, iyimser olmak için de yeterince nedenimiz var demektir."
Makaleleri özetleme lütfunu bize bağışlayan Kamil Güller'e teşekkür ediyorum.


Devamını Oku »

Korona; Virüs mü İnsanlığın Tabutuna Bir Çivi mi?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 29 Nis 2020 7 yorum

İnsan Hakları ya da İnsan Eşitliği, en güçlü insanları hadım ederek süper insanların gelişmesinin önüne geçilebilir, hatta bunlarla Homo Sapiens’in bozulmasına ve soyunun tükenmesine bile neden olabiliriz.”[1]
Noah Harari

“Modern Family, Ailesiz Toplum” makalesini kaleme alırken Yapay Zeka ve otomatizasyon süreçleri ile bir Süper Diktatörlüğe doğru evrileceğimizi, çok kapsamlı insani kısıtlamaların, gözetimlerin, takiplerin, kitlesel işsizliklerin, sefaletlerin gelmekte olduğunu öngörmüştük. Ama hep aklımızda “Egemenler, kitleleri buna nasıl razı edecekler, bu geçişte kitlelerin ayaklanmasını, dünyanın alt üst olmasını nasıl engelleyecekler?” sorusu vardı.
Devamını Oku »

Akışkan Modernite - Geniş Özet

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 13 Mar 2020 0 yorum


       Postmodern dönem insanlık tarihinin mirası tüm katıları (kutsalları, doğruları) eritirken, insana inanacak, güvenecek, tapınacak, savunacak, sarılacak değer bırakmıyor. Eriyen, geçirgenleşen (translaşan) sınırlar ahlaki değerleri, gelenekleri darmadağın ederken, "insan"ı da tarihten çekiyor. Kullanılan eşyaların, işlerin, konutların sürekli değiştiği "kullan-at" mekanında, uzun süreli ilişkiler (aile, dostluk, vatandaşlık vs. gibi) varlıklarını sürdüremiyorlar. Tek seferlik eşyaların dünyası tek seferlik "iş"lerin, tek seferlik "ilişki"lerin dünyasına dönüşüyor. Bu durum insanı "güvensizliğin" endişeli dünyasına gömerken; bencillik, fit vücut ve hayatta kalma çabası tedirgin insanın kutsal teslisi oluyor.
Ulus Devletlerin sonunu getiren; kitleleri, sanayi şehirlerinin istihdam fazlası atıklarına dönüştüren; çok küçük bir azınlığın menfaati için devasa kalabalıkları perişanlığa sürükleyen sürecin önünde "bireyselleşme" tuzağına yakalanmış kitleler duramıyor. 

Zygmunt Bauman üstadın kıymetli eserini Kamil Güller özetlemiş. tavsiye ederim. 

 Ahmet Hakan Çakıcı
Devamını Oku »

Toplumsal ve Cinsel Roller Kırıldığında (Tamamı)

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 28 Oca 2020 0 yorum



Hayatlarını sürdürme çabasında olanların başlarına gelebilecek en kötü şey normların olmaması, ya da anomidir? Normlar engelleyici oldukları kadar mümkün kılıcıdırlar; anomi, en saf ve basit haliyle engelleyici bir duruma işaret eder. Normatif kurallar ordusu hayat dediğimiz savaş alanını terk etti mi, geriye sadece şüphe ve korku kalır.”[1]
Zygmund Bauman
Devamını Oku »

ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ, Byung Chul Han (Özet)

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 22 Oca 2020 0 yorum

ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ

Koreli Byung Chul Han, Almanya’da yaşayıp Berlin Sanat Üniversitesi'nde ara sıra ders veriyor. HAn, okuduğum, bu ve diğer eserlerinden çok faydalandığım, okuyucunun zihnini tokatlayan ve modern dünyanın eteğini kaldırıp ayıbını faş edebilen bir yazar. Modern insanı ve ilişkilerini kıyasıya eleştirdiği bu kitabında, Modern İnsanın artık dışardan gelen şiddetten çok, odağı, modern insanın kendi iç dünyası olan, bir şiddete maruz kaldığını, özgürlük, başarı ve performans putları ile kendini, hiçbir köle tacirine ya da zorbaya ihtiyaç duymadan köleleştirdiğini anlatıyor. Bu dönemde herkes kendini sömüren bir sömürgecidir ve herkes aynı zamanda kendisi tarafından sömürülen bir kurban. Arzu üzerinden ikna edilmiş, performans insanın bundan sonraki durağı “doping insanıdır.” Fail ve kurbanın özdeşleştiği bu yerde çözüm de yoktur. Çünkü  “Ölemeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüleri” ne öldürebilir ne de diriltebilirsiniz.

Ahmet H. Çakıcı

Devamını Oku »

Ya Hakk !

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 9 Ara 2019 0 yorum

HAKK’ Aziz Allah’ın isimlerinden. 
Allah(cc), HAKK’tır.
HAKK’lı, Allah’lı, Allah’ın razı olacağı yerde duran.

HAKK’sız, Allah’sız, Allah’ın(cc) razı olmadığı yerde duran.
Haksızlığı (Allahsızlığı, Allah'ın razı olmadığını) bilinçli tercih eden, bile bile HAKK’sızdan yana olan, HAKK’sızlıktan çıkar sağlayan, HAKK’sızlığın sürmesi için çalışan, HAKK’ı gizleyen örten. Örten, yani kâfir.
Menfaati için, bile bile HAKK’ı (Allah’ı) düşman edinendir kâfir.

Devamını Oku »

3 - İnsan’ın Son Vakti, İnsan Sonrası Toplum- Posthümanizm

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 1 Kas 2019 1 yorum

İnsan’ın Son Vakti, İnsan Sonrasına Geçiş - Posthumanizm
 "Korkarım dünyada bir zaman gele, insanlar yaşaya, insanlık öle..."
Bahtiyar Vahapzade

Belki de bizler, “son” normal insanlarız[1].  

Abdulhakim Murad, Habermas’tan alıntılayarak: “İnsan, kendisinin ve âlemin varlık sebebini ararken tarih içinde giydiği kıyafeti, yaşadığı şehri, düşüncelerini, iyiye ve kötüye dair fikirlerini, dünya, ölüm ve ölüm sonrası hakkındaki kabullerini, erdemlerini, din ve tanrı telakkisini sürekli değiştirdi. Ancak bütün bu değişimlerin merkezinde olan “insan” daima sabit kaldı, değişmedi, varlık olarak kıymetini korudu. Şu an eşiğinde bulunduğumuz Transhümanizm diye anılan bu dönemle birlikte söz konusu olan, bizzat insanın değişmesi hatta tamamen yok olması. Bu süreç sadece, Habermas’ın vurguladığı gibi “felsefeyi” ve “fikirleri” değil insanın çevresindeki her şey gibi insanı dahi yok edebilecek bir süreç[2].”  
Devamını Oku »

2- Ahlak Sonrası Toplum: Queer Teori

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 11 Eki 2019 1 yorum
Adalet, iyi, kötü, doğru, yanlış... Hepsi Tanrı ölünce, öldü.
Her şey artık bir yorum meselesidir.
Abdurrahman Arslan

Zygmunt Bauman, Hıristiyanlığın “Baba, Oğul, Ruh’ul Kudüs’ten” müteşekkil teslisinin, Aydınlanma ile “Akıl, Bireysellik ve Özgürlüğe” evrildiğini, Modernite ile “Bilim, Ulus ve Devlet/Vatan”ın oturduğu kutsal teslis tahtına, Postmodern dönemde “Vücud, Haz ve Karışılmazlığın (özgürlük)” oturduğunu söyler.
Devamını Oku »

1- Ailesiz Toplum, Modern Family ... Ya Sonrası? ( Tam Metin)

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 13 yorum

 


Ailesiz Toplum, Modern Family... Ya Sonrası ?



Yaklaşmakta olan büyük sarsıntıyı korkunç acılar çekmeden atlatabilmek, Soykütüğün yaratmayı hedeflediği baş dönmesi ile yok etmeden sekteye uğratmak ve başka bir hikayeye dönüşme olanağı sunmanın ne kadar başarılabileceği ile ilişkili.[1] 


Devamını Oku »