Dergâhtan Kerametler 13- Yük Almaya Mı Geldin?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 9 Mar 2008 2 yorum

Gelin diyelim şevk ile lailahe illallah
Aşkla sıdk-ü zevk ile lailahe illallah

Su bidonlarını taşımak için beyefendi ile çekişiyorlar. İlle de ağır bidonları o alacak.

-          Efendim, müsaade ediverin.
-          Sizin vücudunuz alışık değildir. Lütfen siz müsaade edin.
İlerden birileri sesleniyor:
-          Efendim, İstanbul’dan bir grup gelmek için “Müsait midir?” diye soruyorlar. Beyefendi:
-          Nedenini söylediler mi? Yük almaya mı, yük olmaya mı geliyorlarmış?
-          Anlamadım efendim!
-          İnsanlar genelde birinin yanına giderken, kendi sırtlarındaki yükü onun sırtına atıp, kaçmak için giderler. O’nun sırtındaki yüke el atayım diye gitmezler!


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 12– Deli Ayten

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 5 Mar 2008 2 yorum

-   Delikanlı pat diye;
- "Üstadım! Bursa’nın altı evliya, üstü eşkıya dolu” diyorlar. Bursa’nın evliyaları neden yer altına çekildiler. Niçin artık onları görmüyoruz?” diye sorduğunda sanırım çok farklı bir cevap bekliyordu.

Beklediği türde bir cevap alamadığı gibi, tam aksine neredeyse azarlar, adeta hesap sorar tonda; sorusuna, soru ile cevap alıyor:

     - Niçin arıyorsunuz onları?


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 11- Abdülkadir el-Cezairî Ve Said’den Şaki çıkarmak

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 4 Mar 2008 1 yorum

1830 yılında Fransızlar Cezayir’e girdiklerine Cezayirli kabileler birleşerek kendilerine liderlik için Kadir’i Şeyhi Muhiyiddin Efendiyi seçerler; ancak o, daha sonra Cezayir’in büyük kahramanı olacak oğlu Abdülkadir’i işaret eder. Çok kısıtlı imkânlar ile çok zor şartlar altında harika işler başaran, defalarca kendisinden kat be kat üstün Fransız kuvvetlerini bozguna uğratan Abdülkadir el-Cezairî 15 yıl bil fiil savaştıktan sonra 1847’de Fransızlara esir düşer.

Osmanlıların araya girmesi ile 4 yıllık esaretten sonra Bursa’ya getirilen Abdülkadir el-Cezairî Bursa’da daha sonra kendi ismi verilen sokaktaki bir evde misafir edilir. Yanında getirdiği validesi bu dönemde vefat eder ve Bursa’da sırlanır.  Bu süreç içinde kendisi gibi Kadiri tarikinden olan bir dergâha da dönem dönem misafir olur. 3 yıllık misafirliğin ardından 1855 yılında Bursa’yı yerle bir eden ve “kıyametis-sugra” (küçük kıyamet) diye anılan depremin ardından önce İstanbul’a sonra Lübnan’a oradan da Şam’a gider.


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 10- Meczuptur!

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 2 Mar 2008 1 yorum

Sütlüce semti, İstanbul’da Haliç Köprüsü’nü Eyüp Sultan istikametine doğru geçince hemen sağda kalan denize nazır semtin ismi. Bu semtte, görenlerin hayran kalacağı muhteşem güzellikte bir Tekke var.

1785 (Hicri:1199) tarihinde inşa edilen Tekke'nin birkaç farklı ismi vardır. Bânisi (inşa edeni)  Hasîrîzade Şeyh Mustafa İzzî Efendi’ye atfen “Hasîrîzade Tekkesi”;


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 9- Hata Gören Gözler.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 1 Mar 2008 0 yorum

İş, bana teklif edildiğinde çok hevesli değildim. Kendimce, hevesli olmamamın anlaşılır sebepleri de vardı: İlk olarak ben zaten iki işi birden yapmaya çalışan,  vakti pek de müsait olmayan biriydim. Bir taraftan 6-7 dönüm muz bahçesine bakıyordum, bir taraftan da hediyelik eşya dükkânında esnaflık yapmaya çalışıyordum. Üstelik Osmanlıcaya hiç aşina olmadığım gibi, Türkçeye de hâkim değildim. Ne gramerden anlıyordum, ne noktalama işaretlerinden. Bizimkisi resmen cahil cesaretiydi.

Devamını Oku »

Dergahtan Kerametler 8- Kız isteme Ciddi İştir.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 27 Şub 2008 0 yorum

Gönül Teyzenin heyecanı büyük: Biricik oğlu üniversiteden bir kız sevmiş. Gelin yapıyor yani.

Oğlu, “Anne, seninle bir kız tanıştıracağım” deyince Gönül Teyze; “Oğlum, kıza alıcı gözle, bu kız bize uyar mı? Bundan, gelin, evlad, hanım, anne olur mu, diye mi bakayım? Yoksa sen kararını vermişsin de bize gelin bu işi kotarın mı diyorsun?” diyor. Oğlan, “Ben baktım anne. Siz isteyiverin yeter” diyerek; bir kez daha gençliğin kibrinin ve cehaletinin, anne-baba tecrübesinin “bedelsiz” bilge yoldaşlığının kıymetini görmeyi engelleyen bir miyopluğa neden olduğunu ilan ediyordu.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 7: “Hovarda Çıktı Soyumuz”

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 26 Şub 2008 1 yorum
Seyyid Usul, tıpkı Emir Buhari (Emir Sultan) Pir Emir, Molla Fenari, Seyyid Nasır, Seyyid Nimetullah, Ali Dede ve Baba Zakir gibi 1400’lü yıllarda Maveraünnehir havzasından özellikle Buhara’dan kalkıp Bursa’ya gelen dervişlerden biri. Önce Hacca gitmiş, oradan da gelip, Bursa’ya yerleşmiş. Bursa’nın eskiden Yahudilik denen Altıparmak semtinde, kilisenin hemen ardında bir dergâh inşa etmiş.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 6- Paranın Vazifesi.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 1 Şub 2008 0 yorum

Yeşile hasret Yeşil Bursa’nın milattan önce 300’lü yıllarda Bitinya Krallığı zamanında kurulduğu rivayet ediliyor. Bursa isminin de Bitinya dilinde “şehir” manasına gelen “Perusa” kelimesinden ya da kurucusu sayılan Bitinya kralı “Prusias”tan geldiği tahmin ediliyor. Osmanlı, 1839 yılında Bursa’yı  “Hüdavendigar Eyaletinin” bir sancağı haline getirip Hüdavendigar diye anmaya başlıyor. 1918 yılında şehir, yeniden Bursa Valiliği olarak adlandırılıyor.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 5 - Kıymet Kimde?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 31 Oca 2008 0 yorum

Selim Bey bana “tarihi bir yapıda zor bir elektrik işi var“ dediğinde, doğrusu işi pek de ciddiye almamıştım. Hatta müşterinin Eşref-i Rumi’nin torunlarından biri olduğunu söylediğinde, “Ohhoooo onlardan yığınla var. Kim var ki bu memlekette seyyid ya da şerif olmayan” diyerek içimden geçenin dilime vurmasını da engelleyememiştim.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 4 - Müslüman Gözü

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 29 Oca 2008 0 yorum

Tebrizli ustaların elinden çıkmış 10 metreyi aşan yüksekliği ile dünyadaki en görkemli, belki de en muhteşem mihrabın önündeyiz. Başı, celî sülüs kelime-i tevhit ile taçlandırılmış devasa mihrabı çerçeveleyen köşe pahı; turkuaz, fıstık yeşili, sarı, altın simli yaprak süslemeli çiniler ile adeta yukardan aşağıya doğru sessiz bir şelale gibi akıyor. Çerçevenin içindeki helezon sarmaşık süslemenin arasına Fetih Suresi işlenmiş. Ardından gelen Mukarnas (geometrik şekilli) katmanlar, hatayi, rumi süslemeler, şakayıklar, çınar yaprakları mihrabın kavsarasının (imamın önünde durduğu boşluğun) tavanındaki süslemeler ile müthiş bir ahenk içinde.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 3- İyiliğin Şerri

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 27 Oca 2008 0 yorum

Yüksek ve ahşap olan bahçe kapısından içeri adımını atması ile ziyaretçiyi, zarif mezar taşları ile Dergâhın haziresi karşılıyor. Adeta “buranın bekçisi ve asıl sahipleri biziz” diyerek, içeri buyur ediyorlar gelenleri. Dergâhın geçmişteki hizmetkârlarının yani meşayıhının ve aile efradının metfun olduğu hazire, selamlık ile karşı karşıya. Aradaki dar koridoru geçerek Dergâha erişiyorsunuz.


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 2- Keramet de neymiş?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 26 Oca 2008 0 yorum

 Birkaç arkadaş bergamut aromalı çayın etrafında toplanmış sohbet ediyoruz. Konu dönüp dolaşıp keramet bahsine geliyor. Bir şeyhin efradından olan beyefendi, meal sohbetlerinden yetişme aynı zamanda hemşerim de olan arkadaşa, “Yavvv, geç! Uğraşma bu uçtu kaçtı hikâyeleriyle” deyince sinirleniyor ve ciddileşerek:
- Bendeniz, bizzat şahidim, dedi.
- Neye şahitsin.
- Keramete!

Devamını Oku »