Dergah'tan Kerametler 15- Yunan'ı Anlıyorum / Eşrefoğlu Rumi

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 11 Mar 2008 1 yorum

Dost meclisindeki Karadenizli olan arkadaş, az önce Facebook’ta paylaştığı mesajı okudu: “TV’ler zamanın büyücüleri: Onun istediği gibi giyiniyor, onun istediğini beğeniyor, ona göre çocukları yetiştiriyor, ev döşüyor, birbirimize hitap ediyoruz. Onun konuş dediklerini konuşuyor, onun savunduklarını savunuyor ve tebliğ ediyoruz. Üstelik bunların kendi düşünce mahsulü fikirlerimiz, beğenilerimiz olduğunu sanıyoruz. Bu yolla en saçma, en sapkın kelimeler içimize girip yayılabiliyor. Ancak TV’den bize zorlanan bu terbiyeyi garipsemiyor, yadırgamıyoruz. Televizyon Hz. Musa’nın büyücülerinden çok daha maharetli bir büyücü.”

Kelime biter bitmez Burdur Yörüğü olan, kalp gözü açık karayağız beyefendi: “Benim büyük annem televizyona sırtını dönerek otururdu. ‘Onlar seni görmüyor’ denilince de ‘Ben onları görüyorum ya. Gözlemek de günahtır!’ derdi.”

Bingöllü bir Kürt olan diğer arkadaş geniş bıyıklarını çekiştire çekiştire, “Babamın bibisi (halası) gelirdi bize, o da TV’ye arkasını döner otururdu. Ekrandan tarafa dönüp bakmazdı” diye onayladı onu.


Devamını Oku »

Dergahtan Kerametler 14- Kalkınca Kahramanlık İster!

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 9 Mar 2008 1 yorum

Poyraz, kâh parlayarak kâh sakinleşerek kararsızca etrafımızda dolanıyor. Kuzey doğu istikametinden getirdiği, kalın giysilerimize rağmen içimize işleyen soğuk rüzgârlarla, sanki ceplerimizden çıkarmaya korktuğumuz ellerimizle bizden rahatsız olmuş gibi, bizi bulunduğumuz yerden söküp atmaya çalışıyor. Güneş doğalı 1 saat kadar olmuş olmasına rağmen mart ayazının soğuğu henüz kırılmış değil.

Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 13- Yük Almaya Mı Geldin?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 2 yorum

Gelin diyelim şevk ile lailahe illallah
Aşkla sıdk-ü zevk ile lailahe illallah

Su bidonlarını taşımak için beyefendi ile çekişiyorlar. İlle de ağır bidonları o alacak.

-          Efendim, müsaade ediverin.
-          Sizin vücudunuz alışık değildir. Lütfen siz müsaade edin.
İlerden birileri sesleniyor:
-          Efendim, İstanbul’dan bir grup gelmek için “Müsait midir?” diye soruyorlar. Beyefendi:
-          Nedenini söylediler mi? Yük almaya mı, yük olmaya mı geliyorlarmış?
-          Anlamadım efendim!
-          İnsanlar genelde birinin yanına giderken, kendi sırtlarındaki yükü onun sırtına atıp, kaçmak için giderler. O’nun sırtındaki yüke el atayım diye gitmezler!


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 12– Deli Ayten

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 5 Mar 2008 2 yorum

-   Delikanlı pat diye;
- "Üstadım! Bursa’nın altı evliya, üstü eşkıya dolu” diyorlar. Bursa’nın evliyaları neden yer altına çekildiler. Niçin artık onları görmüyoruz?” diye sorduğunda sanırım çok farklı bir cevap bekliyordu.

Beklediği türde bir cevap alamadığı gibi, tam aksine neredeyse azarlar, adeta hesap sorar tonda; sorusuna, soru ile cevap alıyor:

     - Niçin arıyorsunuz onları?


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 11- Abdülkadir el-Cezairî Ve Said’den Şaki çıkarmak

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 4 Mar 2008 1 yorum

1830 yılında Fransızlar Cezayir’e girdiklerine Cezayirli kabileler birleşerek kendilerine liderlik için Kadir’i Şeyhi Muhiyiddin Efendiyi seçerler; ancak o, daha sonra Cezayir’in büyük kahramanı olacak oğlu Abdülkadir’i işaret eder. Çok kısıtlı imkânlar ile çok zor şartlar altında harika işler başaran, defalarca kendisinden kat be kat üstün Fransız kuvvetlerini bozguna uğratan Abdülkadir el-Cezairî 15 yıl bil fiil savaştıktan sonra 1847’de Fransızlara esir düşer.

Osmanlıların araya girmesi ile 4 yıllık esaretten sonra Bursa’ya getirilen Abdülkadir el-Cezairî Bursa’da daha sonra kendi ismi verilen sokaktaki bir evde misafir edilir. Yanında getirdiği validesi bu dönemde vefat eder ve Bursa’da sırlanır.  Bu süreç içinde kendisi gibi Kadiri tarikinden olan bir dergâha da dönem dönem misafir olur. 3 yıllık misafirliğin ardından 1855 yılında Bursa’yı yerle bir eden ve “kıyametis-sugra” (küçük kıyamet) diye anılan depremin ardından önce İstanbul’a sonra Lübnan’a oradan da Şam’a gider.


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 10- Meczuptur!

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 2 Mar 2008 1 yorum

Sütlüce semti, İstanbul’da Haliç Köprüsü’nü Eyüp Sultan istikametine doğru geçince hemen sağda kalan denize nazır semtin ismi. Bu semtte, görenlerin hayran kalacağı muhteşem güzellikte bir Tekke var.

1785 (Hicri:1199) tarihinde inşa edilen Tekke'nin birkaç farklı ismi vardır. Bânisi (inşa edeni)  Hasîrîzade Şeyh Mustafa İzzî Efendi’ye atfen “Hasîrîzade Tekkesi”;


Devamını Oku »

Dergâhtan Kerametler 9- Hata Gören Gözler.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 1 Mar 2008 0 yorum

İş, bana teklif edildiğinde çok hevesli değildim. Kendimce, hevesli olmamamın anlaşılır sebepleri de vardı: İlk olarak ben zaten iki işi birden yapmaya çalışan,  vakti pek de müsait olmayan biriydim. Bir taraftan 6-7 dönüm muz bahçesine bakıyordum, bir taraftan da hediyelik eşya dükkânında esnaflık yapmaya çalışıyordum. Üstelik Osmanlıcaya hiç aşina olmadığım gibi, Türkçeye de hâkim değildim. Ne gramerden anlıyordum, ne noktalama işaretlerinden. Bizimkisi resmen cahil cesaretiydi.

Devamını Oku »