İnsanın “ilahlaşma eğilim”inin terbiye edilmesi gerektiğinden, ilahlaşma güdüsünün terbiye edilmediği, insana edep verilmediği durumda ortaya çıkan varlığın “ben” diyen Şeytani bir figür olacağından ve son dönem Kadiri meşayihından (büyüklerinden) Şemseddin Yeşil Efendinin Nefs-i Emmare’yi (ilahlaşma güdüsünü) 7 başlı ejderhaya benzettiğinden söz etmiştik.
İlahlaşma Güdüsü – 9 ( 1 )
Müslüman topluluklar, yaşadıkları zamanın dışına düşüp, vakti kavrayamadıkları için, boğuşup durdukları meseleleri fark edemez, üzerlerinde düşünemez oldular. Kavgalarını zamanlarından tanımlayamıyor, meselelerini bin senelik problemler üzerinden anlamaya çalışıyorlar. Alim kelimesini bile zamanın sorunlarına deva bulan anlamında değil, eskilerin kelimelerini iyi bilen anlamında kullanıyorlar.Murdar Gruplar, Murdar Zamanlar. - 7
![]() |
| Üstad Hasan Aycın- Yeni Şafak |
Hz Peygamberin, dünya ziyaretlerinin son anlarında olduğu anlaşılınca sahabe “Ya Resulullah, senden sonra kimin çevresinde toplanalım?” diye soruyor. O’da “Siz salihlerden olursanız, Allah sizin için en hayırlı olanını başınıza getirir.” Diye cevaplıyor.
Bu cevabı, Peygamberin inşa ettiği selam toplumuna ihanet etmeyi red edip, iradeniz ve aklınızı salih yolda kullanırsanız hayra ulaşırsınız. Sizin, irade ve aklınıza ambargo koyup kendimi inkar etmem.” Şeklinde anlamakta mümkün.
Mü’mini vergi memuru belirler. – 4
Abdüsselam Yasin, Hilafet ve Saltanat isimli eserinde “Biat, ihtiyari bir akit iken, uzun dönemli zulüm ve baskı süreciyle kılıca boyun eğen itaat ruhuna dönüştü. Biat, imama belli şartlar dahilinde itaat hakkını veren bir ahit iken, kayıtsız şartsız itaatin adı yapıldı. Ümmetin hayatına da “mutlak itaat dindarlığı” hakim oldu. Muaviye’nin dediği gibi “Kim kafası ile hayır derse, kılıçla evet yanıtını alır.”oldu.
Bu hal Müslüman, aklı ve iradeyi örseleyip ezdiği gibi yönetici kesiminde şirazesinin kaymasına neden oldu. Halkın verdiği lakapla şair Debvel (domuz yavrusu), Ebû Mâlik Gıyâs b. Gavs b. es-Salt el-Ahtal’ı saray şairi yapıp sarayda ağırlayabilmişlerdir. (Yezid’i, Haccac’ı, Muaviye’yi ve ailesini övüp, Peygambere ve hatta hanımlarına hakaret eden, içkiyi yasakladığı için peygamberi ahmaklıkla suçlayan şiirleri ile ünlenen şair.)
Biat Takla Atıyor – 3
Biat Selam’a dır.
Selam, ateşin İbrahim karşısındaki halidir demiştik.
Daha önceki yazılarda, toplum olarak İslam Medeniyeti ile olan bağımızın ağır hasarlı olduğundan ve bu bağın medeniyetin ilk mensuplarınca üretilen dili anlamadığımızı bile anlamaya yetmediğinden bahsetmiştik. Bu medeniyete mensubiyete giriş cümlesi olarak değerlendirileceğimiz “Allah’a inanıyor musun?” sorusunun bile bizim tarafımızdan anlaşılmadığını fark etmek can sıkıcı olacak sanırım. Sorunun anlamı fark edilemeyince, soruya bir cevap da verilemiyor. Cevap verilmeyince, cevap ile elde edilmesi murat edilen hedefe de gidilemiyor. Girelim konuya.
![]() |
Mikel Arrizabalaga |
Abdulhamid tahttan indirildikten hemen sonra, İttihad ve Terakki, kuzulukla suçladığı Hükümdarın politikalarına tam tersi, şahin/saldırgan politikaları devreye soktu. İlk etapta Çanakkale de rahatlamak isteyen Fransız ve Rusların kışkırttığı Ermeniler, ayaklanmaya katılmış/katılmamış bakılmaksızın Anadolu'nun her yanından toplanıp Suriye, Lübnan havalisine sürüldüler. (Bu davalara sahip çıkmadan önce Abdurrahman Dilipak'ın, Ermeniler sürüldükten sonra gidenlerin toprakları, malları , paraları kimin ya da kimlerin eline geçti? Ya da 1914'lerden kalma Alman Deutcshe Bank'ta 22 milyon dolar, Fransız bankalarında (su ana kadar ispatlanan) 220 milyon dolarlık Ermeni altınının neden geri ödemeleri hala yapılmadı gibi soruları hiç gündeme getirmiyoruz? ) 1-1,5 milyon olarak tahmin edilen Ermenilerin nüfusu 90 yılda 60-65 binlere iniverdi. Kalanlarında gerçekten Ermenilikle, Ermeni kültürü ile ne kadar ilgileri kaldı bilmiyorum.
![]() |
| Üstad Hasan Aycın'dan |
"De ki: Ey kafirler ben sizin taptığınıza tapmam. Siz de, benim kul olduğuma (Allah’a) kulluk ediyor değilsiniz. Ben sizin taptığınız şeylere tapacak değilim.Ve siz de benim kul olduğum (Allah’a) kul olacak değilsiniz. (O halde) sizin dîniniz size ve benim dînim bana."
![]() |
| Üstad Hasan Aycın'dan |
Kevser, özünde bereket olan. Hayra giden. Doğurgan. Verimli.
![]() |
| Üstad Hasan AYCIN'dan |

Araf Suresi 189: "Öyle bir mabuttur ki sizi tek bir kişiden yarattı. Ülfet ve ünsiyet etmesi için ondan da eşini halketti. Derken erkek eşine yaklaşınca eşi, hafif bir yük taşımaya ve onunla gidip gelmeye başladı. O yük ağırlaşınca ikisi de, bize âzâsı tam ve iyi bir evlât verirsen şüphe yok ki biz de şükredenlerden oluruz diye Rablerine duâ ettiler."
Araf Suresi 190: "Fakat (Allah) onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir."
Çocuk sayısı azalınca, çocukları "İLAH"larımız gibi görmeye başladık.
Önceki Yazı: Ailesiz Toplum 5- Aileye Ötenazi
Prof Harari, “‘21. Yüzyılda ilerlemenin trenine
yetişenler, yaratmanın ve yürütmenin ilahi kudretine ererlerken, geride
kalanlar yok olma tehlikesi ile karşı karşıyalar... Yeni Dünya, "Süper
Seçkinler” ve “Gereksizler” arasında bir dünya olabilir” diyor.Tüm bu acayip partnerli yeni aile formlarının insan nüfusunu etkileyebilecek yaygınlığa erişebilmesi için öncelikle kadının ve erkeğin birbirlerinden uzaklaşmaları yani ailenin yoldan çekilmesi gerekiyor.
Zehri altın tas içinde sundular
Balı da ona suç ortağı ettiler
Farklı ve Aile Formları ya da "Modern Partnerler""..eğer onları farklı hikayelere razı edebilirsek ..." demişti Wendy Brown.
Müsaadenizle o farklı hikayelere girelim.
2009 Yılında Viyana’da yapılan Avrupa Birliği Aileden Sorumlu Devlet Bakanları toplantısında, dönemin Aileden Sorumlu Devlet Bakanının[1] başını yiyen “Farklı Aile Formları” ibaresi, 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi ile kabul edildi.
Iskartaların kendi kendilerine yok olabilmeleri için farklı hikayelere ihtiyaç var demiştik.
“Yaklaşmakta
olan büyük sarsıntıyı korkunç acılar çekmeden atlatabilmek, soykütüğün yaratmayı
hedeflediği baş dönmesi ile yok etmeden sekteye uğratmak ve başka bir hikayeye
dönüşme olanağı sunmanın ne kadar başarılabileceği ile ilişkili.”[1] Araf Suresinden Hz Musa (sav) kıssasını okurken almış olduğumuz notlar olur da birilerinin işine yarar ümidiyle ;
Sayın Murad "Hızla değişen dünyada ailenin, günahların en büyüğü olan bencillikle yıkılmış olmasının yasını tutuyorlar. Kimse feragatte bulunmak istemiyor. Kişisel ÖZGÜRLÜK Putuna boyun eğerek, haklarımız için yaygara koparıp sorumluluklarımızı es geçiyoruz” derken modern hayatın “keyfe”, “hazza” ve “bedene” tapan bir toplum inşa ederek
Toplumsal ve cinsel roller; alt tabakaların, zenginlerin para ile aldıkları hizmetleri, birbirlerine sıra ile ikram ettikleri dayanışma formlarıdır.
“Hayatlarını sürdürme çabasında olanların başlarına gelebilecek en kötü şey normların olmaması, ya da anomidir? Normlar engelleyici oldukları kadar mümkün kılıcıdırlar; anomi, en saf ve basit haliyle engelleyici bir duruma işaret eder. Normatif kurallar ordusu hayat dediğimiz savaş alanını terk etti mi, geriye sadece şüphe ve korku kalır.”[1]
Genel Değerlendirme:
“İnsan Sonrası”, İtalyan felsefeci ve Feminist kuramcı Rosi Braidotti’nin Kolektif Kitap’tan basılan 240 sayfalık eseri.Kitaba girmeden önce "İnsan Sonrası" kavramının, gelişmekte olan teknoloji ile önümüze çıkması muhtemel insan/robot/ bilgisayar karışımı siborglerin dönemini kastetmediğini belirteyim. Kavram bu dönemi kapsıyorsa da, hedefi bu değil. Bu kavramı açıklayabilmek için evvelemirde iki anahtar kavramı ve bu kavramların konu ile ilintisini açıklamak gerektiğini hissediyorum: Andropos ve Vitruvius.
Bu tıkanıklık üzerine daha önce okuduğumuz Alain Touraine, Zygmunt Baumann, Terry Eagleton'un "hiç bir çözüm "önerimiz yok mealindeki cevaplarına karşılık; Hardt ve Negri İmparatorluk kitabında "Kapitalist süreci değiştirmeyiz, bu yüzden mümkün olduğunca yakın durarak onu ehlileştirebilmeliyiz" mealinde bir öneride bulunuluyordu.
Wendy Brown ise çözümü Nietzsche'de buluyor; "Tarihin tıkandığı anlarda Şok Edici Müdahalelerle tarihte yeni kapılar açılabilir. Şok edici müdahale geçmişe/geçmişin getirdiği değerlere (Tanrı'ya ve ahlaka) müdahaledir." Diyor.
Daryuş Şayegan'ın çok kıymet verdiğim bu eseri yaşadığı coğrafyayı anlamak isteyenler için bir çok ipucu veriyor.

Kitap 7 bölümden oluşmuş olsa da kitabın büyük kısmını ilk "Nihilizm ve Asya uygarlıklarının tarihi üzerine etkisi" başlıklı bölüm teşkil ediyor. Bizde kitabın ana omurgasını oluşturan bu makaleyi burada özetlemeye çalışacağız. Ümid ederim faydalı olur. Tevfik Aziz Allah'tan.
Modernliğin Eleştirisi, Alain Touraine’nin ciddiye
alınması gereken, oldukça yüklü, konu ile ilgilenenlerin atlamaması
gereken bir eser. Görebildiğim kadarı ile konuya hakimiyeti, derinliğine ve çok
boyutlu düşünebilmesi, kendi düşüncesine eleştirel yaklaşabilmesi kitabı çok kıymetli
kılıyor. Hem modernleşmenin tarihi gelişimini, hem dönemin düşünürlerini oldukça olgun
bir üslup ile tartışıyor.
Almak iç güdüsel bir davranıştır. Hayvanidir. Deliler dahil herkes almayı bilir. Vermek ise bir üst ahlak gerektirir. İslam vermeyi öğütlerken alma duygusunu terbiye, ıslah ve kontrol etmeyi öğütler. Bu kitap benim anladığım kadarı ile İnsan'ın terbiye edilmesi gereken yönlerinden cimrilik, tamah, bencillik gibi Şeytan’i hasletleri hoş ve sevimli göstermeye, kendi narsizmini meşrulaştırmaya çalışan bir kitap.Diğer kişisel gelişim kitapları gibi, Batı Medeniyetinin vahiy kitaplarından biri.
Şaban _1438 / Alanya Abdülvahap El Messiri'nin birbirinden kıymetli röportaj ve makalelerinin toplandığı, bu 400 sayfalık eseri, MANA yayınlarınca derlenmiş. Batı Medeniyetine, Orta Dünya hareketlerine, Siyonizm fikrine hakimiyeti ve Batı karşısında aşağılık kompleksine kapılmamış bir Mü’minin samimiyeti, kitabı çok kıymetli yapıyor. Makalelerin farklı tarihlerden alıntılanmış olması, Messiri’nin ve dönemin düşüncelerinin fikri serencamını da takip etmemize imkan veriyor.
Baumann'ın oldukça zihin açan bu kitabı, Cemaatlerin parçalanarak güç ve iktidar karşısında fakirlerin tek sığınağı ve tek gücü olan birliklerinin/cemaatlerinin yok edilme süreci üzerinde düşünmeyi deniyor. Çok kıymetli gördüm. Ümit ederim size de faydalı olur.
Kitabın anlatıldığı videoyu izlemek için https://www.youtube.com/watch?v=dhl25lT7x7g&feature=share adresini ziyaret edebilirsiniz.
Teyzesinin, 17 yaşında intihar etmek için adet dönemini beklemesinden hareket ederek tezini geliştiren Spivak, ince bir kitap boyutuna ulaşan tebliğine çok ciddi sorular ve tespitler sığdırabilmiş.
Terry Eagleton’un, Zizek, Touraine, Baumann gibi Avrupalı düşüncenin
vicdanı/namusu olan yazarlardan biri olduğunu düşündüm. Beyefendinin insanlık
adına duyduğu bir ızdırabı olduğu kitabın içinde hissediliyor.Doğu insanına has incelikli bir nezaket ve o nezaketle nasıl bir arada olduğunu çözemediğim kaba bir teklifsizlik vardı üzerinde. Daha hoş geldin faslı bitmeden çevrede oturan bizlere “Boş boş konuşmayın, susun ve dinleyin!” demek isteyen bir ses tonu ile neredeyse bağıra bağıra: “Üstad” dedi “Sizden istifade etmeye geldik. İki kelime olsun bize nasihat et!”
Ancak yaklaşık iki saati bulan sohbet sırasında üstad dediği beyefendiye düşen konuşma fırsatı on dakikayı bile bulmadı. Konudan konuya, meseleden meseleye atlıyor. Soru sorup cevabını beklemeden büyük çoğunluğuna TV’lerde sık rast geldiğimiz, hepsi birbirine benzer propaganda cümlelerini ardı ardına diziyor ve sık sık “Sizin huzurunuzda bize laf düşmez ama…” demeyi de ihmal etmiyordu.(Muhterem Mustafa Kara Bey’e)
Ellerine yakışmayan çekiç ve önlerinde yığılmış bir sürü paslı çivi ile hayalini kurdukları yerden çok farklı bir yerdeymiş gibiydiler.
Sanırım kafalarındaki soru,
“İyi bir mutasavvıf, iyi bir Müslüman, iyi bir insan olmanın paslı çivi
düzeltmekle ne alakası var?” sorusuydu.
Beyefendi, tamir ya da ihya ederken tarihi yapılardan sökmek zorunda kaldığı alattan mümkün olanları kendi yerlerine iade etmeye özellikle dikkat eder. Öyle ki, zaman içinde güneşin, yağmurun ya da insanların verdiği zarar ile duvarlardan dökülmüş sıva parçalarını bile toplar yeni harcın içine katarak, duvardaki yerine iade etmeye çalışır. Bu durumdan paslı çiviler de istisna değildir. Döşeme, kapı, pencere, tırabzan gibi ahşap aksam sökülürken çevreye dağılan eğri büğrü paslı çiviler, bir keserin tersi ile açığa çıkarılıp, keserin orta yerindeki olukta başından sıkıştırılarak ahşap aksamın üzerinden toplanan çivilerle bir yere ayrılırlar.














