TV başındayım.
(Fuad Durgun'dan)
Şöyle anlatırsak çocuklar peygamberi sevmez, böyle anlatsak sever…
Vay efendim,
“Peygamber yetim kaldı, sütannesine verildi” dersek çocukların psikolojisi bozulur.
Yok efendim, “ebabil kuşları taş attı dersek, kuşları görünce panik olur,
psikolojik trawma geçirirler”, vıdı vıdı, bıdı bıdı...
İki saat kadar
kendilerini dinledikten sonra aklıma bir soru takıldı:
Acaba, “bu hanımlar kendilerini bir adama sevdirmeyi becerebilmişler midir? Ki bir başkasına yol tarif ediyorlar?”
Yani birine kendini sevdirme konusundaki kerametleri ne düzeydedir ki bu kadar rahat konuşabiliyorlar? Hayatı mematı, sevmeyi sevilmeyi, kerameti mürşidi, kemali kemalatı tanımlamada tevazuu bu kadar terk etmelerine sebep olan kerametleri nedir?
Peygamberi gerçek hayattan, acıdan, sıkıntıdan, hayal kırıklıklarından, travmalardan uzak safi kusursuzluk, melekuti bir varlık olarak tanımlamak Peygambere ve çocuklara yapılacak bir iyilik midir?
Faraza benim için bir mürşid, gözlerimin önünde suyun üzerinde yürüse yahut havada uçsa ya da yerdeki iskelete okuyup onu canlandırsa ve ben gözlerimle bunu görsem tepkim ne olur?” diye sordum kendi kendime. Kendimi tanıdığım kadarı ile elime yaş odunu alıp bir temiz döverdim böyle bir zatı gücüm yettiği kadar.
Gösterdiği olağandışı fiillere inanmayacağımdan değil, “Mürşid dediğin, yapabileceğim, taklid ederek insaniyet zevkimi tekmil etmeme yardımcı olacak şeyler göstermeli.
Bu nedenle yüksek ahlak erbabı İslam büyüklerine, benim gibi sıradan Müslümanlara kalkıp artistlik yapmayı, hava atmayı yakıştıranı da ıslak sopayla dövesim geliyor.
Elbetteki, insanoğlu dert edindiği meseleyi izah edebilmek için temsil usulünden faydalanmayı ve bir menkıbe ile derdini anlatmayı deneyebilir. Bu anlaşılır bir şeydir. Ama hakikati muhatabının gözüne gözüne sokmak, onu domine etmek, ezmek iyi bir ahlaka işaret etmez bizim örfümüzde. Tam aksine böylesi bir görgüsüzlükten büyük zatlarımız beridir.
Keramet dediğin, herkesin yapabilme kabiliyeti olup da; sadece salih insanların yaptığı şeylerdir.
Mesela bir evliya bir yetimin kirasını verse… -Benim de bu işe kabiliyetim vardır. Yaparım veya yapmam, kısmetime kalmış bir şey- ama bunu görmek yapmasam bile bana bunu yapabilme isteği ve cesareti verir. İşte ben, yapmayan veya yapamayan insanlara salih amel işleme hevesi ve heyecanı verebilmeye keramet derim. Tanımadığın birine bir simit ısmarlama ya da aksi birine melih bir konuşma veya ters bir pozisyonda rahim ve halim olabilmek gibi.
Zalime diklenmek de bir keramettir mesela. Evliya dediğin zalime postayı koyar ve bana zalime nasıl posta konulacağını gösterir. Cesaretim yeterse ben de onu taklit ederim.
Hastayı bir dokunuşta iyi etmek benim takatimde değil; bu bana kendimi değersiz hissettirir. Çünkü ben bunu beceremem lakin zor zamanında onun bir ihtiyacına merhem olabilmek pekâlâ mümkündür. Gücüm yetmeyen işler yerine gücüm yeten ameller işaret edilirse, bakarsınız, o zevki ifaya gayrete gelirim.
Evliyaullahın suyun üstünde yürümesine inanmıyor değilim… Ama bana göstermesi ayıptır, yakışmaz. Görgüsüzlük onlara yakışır mı, haşaa… Herkesin örnek alması mümkün olan ahlak-ı hamide dururken uçmak nedir yahu!...
Meramımı doğru anlatabilmek için tasavvuf kültüründe birikmiş menakıbı çok sevdiğimi ve istifade etmek için çaba sarf ettiğimi hassaten belirtmeliyim.
Bayıla bayıla inanarak defalarca dinlediğim, Abdal Mehmet Hazretlerinin talebeleri olan Eşrefzade Abdullah-ı Rumi Hazretlerinin köfteli çorba ikramı ile meşhur menkıbesi, keramet izharı değil mi peki?
Hazret talebesine KENDİ kerametini gösteriyor değil, saire, talebesinin kerametini ihbar ediyor. Bihakkın başka bir vakıadır o. Nitekim asırlardır süregelen bir merasime kaide olmuş, biz dahi zevk etmişiz defalarca.
Mürşidim bildiğim bir zat, yerden topladığı toprağı-çamuru, kazandaki kaynayan suya atsa. O çamur kıyma, çamurlu su köfteli çorba olsa ve bana “Ye!” diye buyurulsa, hiç tereddüt etmeden yerim evvel Allah. Hiç şüphem de olmaz. Ancak o zata da yaş odunla dalarım:
-
“Artisliğin kime, mübarek? Evliya isen
evliyalığını bil!
Kemale ermek iştiyakı ile hayat gayesi edinerek, ben o çamuru
nasıl köfteye çevireyim? Niçin önüme o kadar büyük bir hedef koyuyorsun? Ölçü
yok mu sende!” derdim ihtimaldir ki.
Hacı Abi 09-06-2026 /
Bursa
0 yorum:
Yorum Gönder