Bilinenin
aksine ilk dünya savaşı 1. Dünya Savaşı değil 1756-1763 yılları arasında süren
7 Yıl Harbidir. Tabii ki, tüm dünya savaşlarında olduğu gibi savaşın merkezi Avrupa’dır
ve konusu da aynıdır: Batılıların sömürecekleri bölgeleri -özellikle
Hindistan, Kanada ve Afrika’nın- paylaşım mücadelesi.
Bir tarafta Fransa, Rusya, İsveç, Avusturya, İspanya, Bengal Subah (Hindistan), Saksonya, Wabanaki (Fransızların kontrolündeki Amerika Yerli Konfederasyonu), diğer tarafta Büyük Britanya (İngiltere), Prusya (Almanya), Hannover, Portekiz ve İrokualar (İngilizlerin kontrolündeki Amerika Yerlileri) yer alıyordu.
Ancak savaşın merkezi Avrupa olduğu için başroldeki Fransızlar ve İngilizler sömürgelerdeki savaşları büyük oranda kendi birlikleri ile değil sömürgelerden devşirdikleri ve hizmetlerine aldıkları yerli kabile ve kavimler ile vermek zorunda kaldılar.
Mesela Hindistan’ın kaderini belirleyen Plasi savaşı gibi:
Plasi Savaşı
Fransa-Britanya
Savaşından çok İngiliz Darbesi olarak adlandırılabilecek olan çatışma 23
Haziran 1757'de, Plasi Kasabasında gerçekleşti. Babür Sultanı Nevvab
Sirâcuddevle'nin 50.000 kişilik ordusu 35.000 Hintli piyade, 15.000 atlı Peştun
ve sadece 50 Fransız askerinden oluşuyordu.[1] Bengal Ordusunun karşısına çıkan İngiliz Doğu
Hindistan Şirketinin yöneticisi Robert Clive’ın 2100 Sepoy (Hintli
asker) 613 Avrupalı, 91 Endonezyalı ve 150 denizciden oluşan ordusu ise sadece 3000
kişilikti.
Sekiz saatlik savaş, aradaki büyük güç farkına rağmen Babür Sultanının rüşvet ile satın alınmış iki komutanının (Mir Cafer ve Rai Durlabh) ihanet edip kendilerine bağlı birliklerle savaştan çekilmeleri sonucu İngilizlerin galibiyeti ile neticelendi.
Savaşın ardından Robert Clive, Mir Cafer’e Bengal'in yeni Nevvabı (Sultanı) olarak Murşidabad'da taç giydirdi. Böylece Hindistan yönetimi İngilizlerin eline geçmiş ve İngilizler Hint ticareti üzerinde sınırsız bir egemenlik kurmuş oldu. Sadece ilk anda bile İngiliz Şirketi Mir Cafer’den –Asıl savaşın Fransızlar ve İngilizler arasında olmasına ve Mir Cafer’in yardımı ile İngilizlerin Fransızlara karşı zaferi kazanmış olmasına rağmen- yaklaşık 30 milyon rupi değerinde tazminat ve hediye almış, Robert Clive ise şahsen bir defada 234.000 Sterlin ve sonrası için yıllık 30.000 Sterlinlik maaş geliri etmişti. Yani Mir Cafer İngilizlerle müttefik olup zafere ortak olmasına rağmen İngilizlere yenilmiş gibi savaş tazminatı ödemişti.
Süreç içinde İngilizlerin Hindistan’ı sömürmesi o kadar büyük bir boyuta erişmiştir ki, Jack Goody’in ifadesi ile sadece 50 senede (1750-1800) Hindistan’dan İngiltere’ye taşınan emtianın miktarı 1800’den 2000’li yıllara kadar 200 yılda İngiltere’de üretilen toplam emtia değerinin iki katından fazladır[2].
Bu savaş sonrasında Fransa dünyanın en güçlü devleti olma vasfı ile birlikte birçok sömürgesini İngilizlere kaptırmış ve istemeden de olsa İngilizlere karşı Amerika Kıtası’nda başlattığı mücadele ile ABD’nin kuruluşuna giden yolu açmış oldu.
Bu savaşta Müslüman Hintliler gibi, Afrikalı, Amerikalı yerliler ve İngilizlerle işbirliği yapmış diğer Avrupalı olmayan kavimler, kazanan tarafta olmalarına rağmen YENİLMİŞ sayıldılar ve çok daha yoğun bir şekilde sömürgeleştirildiler.
I. Dünya Savaşı:
7 Yıl Savaşları ile kurulan düzen 130 yılda eskimiş Avrupa’dan İngilizlere ve Fransızlara rakip yeni sömürgeci adayları çıkmıştı. Yeni bir düello gerekliydi. Kazanan yine hepsini alacaktı.
En az 150 yıldır edindikleri kazanımları korumak isteyen İngiltere, Fransa ve Rusya “İtilaf Devletleri” adı altında yeni sömürgecilik heveslilerini yani Almanya, İtalya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğunu sindirmek, var olan sömürgelerini onlara karşı korumak ve yeni sömürgelerde onlarla kapışmamak için sahaya çıktı. (İtalya sonradan taraf değiştirmiştir.)
Ancak Almanya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğunun diğerleri karşısında çok büyük bir dezavantajı vardı: İngiltere’nin emrinde savaşıp ölmeye hazır yaklaşık 400.000 (Diğer Hintlilerle birlikte 1.300.000’den fazla) Hintli Müslüman vardı. Afrika’dan Güney Afrika Birliği, Nijerya, Kamerun, Gana, Sierra Leone, Gambiya, Kenya, Uganda, Malawi, Zambiya ve Rodezya’dan zorla “Gönüllüler alındı”. Sadece Güney Afrika’dan İngiliz saflarına asker kaydedilenler 60 binden fazlaydı. Savaşın ilerleyen bölümlerinde -sayıları hiçbir zaman 3.000’i bulmasa da- Hicaz Bölgesindeki bazı Arap Kabileleri de İngilizlerin safında yer aldı.
Fransa’nın elinde 192.000 Senegalli (‘Senegal Tüfekçileri’ Fransa Ordusundaki en etkili Afrikalı gruptu), 170.000 Cezayirli, 50.000 Tunuslu, 34.000 Faslı, Somali, Madagaskar, Mali, Fildişi Sahili, Gine, Burkina Faso, Nijer, Moritanya, Çad, Gabon, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Benin gibi ülkelerden toplanmış toplam 800.000 civarında -büyük kısmı Müslüman olan- Kuzey ve Batı Afrikalı vardı. Afrikalılar genellikle cephelerde en ön saflarda kullanıldılar. Ve Fransa Ordusunun verdiği en büyük zayiatı onlar verdi.
Rusya’nın elinde ise 1800’lü yıllardan beri ordusunda yer alan Volga-Ural Bulgarları, Tatarlar, Başkurtlar, Azeriler ve az sayıda Kafkas ve Türkistan Müslümanı vardı. Rusların Türkmenistan’dan zorla askere alma girişimi ayaklanmaya neden olmuştu buna rağmen Rus Ordusundaki Müslüman sayısı 700 bin ila 1,3 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Savaş sonunda 280-400 bin arasında Müslüman askerin öldüğü ya da kaybolduğu tahmin edilmektedir.
Buna karşılık Almanya ve Avusturya Macaristan’ın elinde Avrupa Sömürgecilik bölüşüm mücadelesinde savaştırılabilecek Müslümanlar yoktu.
Almanya bu eksiğini İttihad ve Terakki yöneticilerine 2 milyon Alman altını rüşvet vererek ve bir dizi komplo neticesi Osmanlıyı savaşa çekip Cihad Fetvası verdirerek gidermeye çalıştı[3]. Her ne kadar Cihad Fetvası Almanya’nın istediği yankıyı vermemişse de normalde savaşın 6. ayında Alman birliklerinin nefesi tükenmişken Osmanlıdan gelen taze nefesle 4 yıl daha savaşı sürdürebildi.
Sonuçta sömürgecilerin paylaşım mücadelesinde Müslüman askerler Afrika’dan Galiçya’ya, Fransa’dan, Belçika’ya kadar birçok cephede görev aldılar. Hatta Çanakkale, Irak, Kafkasya, (tarafsızlığını ilan etmesine rağmen işgale uğrayan) İran, Mısır, Filistin ve Afrika gibi birçok cephede Müslümanların Müslümanlarla savaştığı pozisyonlarda ölüp gittiler.
Savaştan İngiltere, Fransa ve Rusya galip çıktı. Bu devletlerin hizmetinde savaşan Müslümanlara madalyalar verilip unutuldular. Ganimetten onlara pay ayrılmadı. Tam aksine sadece yenilmiş Osmanlı ve İran toprakları değil galip devletlere destek veren Başkurtlar, Volga-Ural Bulgarları, Tatarlar, Azeriler, Kafkas halkları, Türki halklar, Senegalliler, Somaliler, Sudanlılar, Tunuslular, Cezayirliler, Nijerliler, Nijeryalılar, Ganalılar, Gabonlular vs. de galipler tarafından yenilmiş muamelesi görüp işgal altında tutuldular. Tıpkı onlar gibi İngilizlere destek veren Araplar da 23 parçaya bölünerek her biri ayrı bir sömürge haline getirilerek kaynakları sömürülmeye başlandı.
Savaş onların savaşı olmamasına rağmen milyonlarca Müslüman öldü, on milyonlarcası yaralandı. Erkek nüfusun büyük oranda kırılması ile özellikle savaşın sıçradığı topraklar viran oldu. Üretim, tarım ve hayvancılık bitme noktasına geldiğinden açlık ve sefalet korkunç boyutlara ulaştı. Yetişmiş, sanatkâr, iş bilir, okumuş eğitimli kesim cephelerde eridiğinden ticaret gibi ilim, sanat, edebiyat, mimari ve zanaatkârlık da büyük oranda geriledi.
Osmanlı’nın Batı
Asya Müslümanlarını birleştirmek için döşediği demiryolu hatları söküldü.
Müslümanlardan, Osmanlının Cihad fetvasına rağmen İngilizlerle işbirliği
yapmayı kabul edenlerin çıkması yeni devletlerin (özellikle Türk Devletinin) seküler
yöneticileri için devleti İslam’dan kopuk, kavmiyetçi bir sekülerizm üzerine
inşa edilebilmesi için bahane oldu. Bu durum bölgedeki birliği daha da
dağıtırken, tefrikayı ve sömürgeleştirilmeyi de hızlandırdı.
II. Dünya Savaşı
1.Dünya Savaşında yenilen Almanya hızla kendini toparlayıp içine alındığı cendereden çıkmak istiyordu. İtalya ise ilk savaşta galiplerin yanına geçmiş olmasına rağmen kendisine ayrılan payın küçüklüğünden şikâyetçiydi. Amerika, dipdiri taze bir Süper Güç olarak pastadan çok daha büyük pay istiyor, Japonya, Amerika’nın her yeri parselleme çabasına kendi hâkimiyet alanını inşa ederek karşı çıkmaya çabalıyordu.
Yeni bir düello kaçınılmazdı.
Almanya, İtalya ve Japonya Mihver Devletleri adı altında bir araya geldi. Sonra bunlara Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve Hırvatistan da katıldı.
Müttefik Devletleri ise İngiltere (Birleşik Krallık), Fransa, Sovyetler Birliği
(SSCB), ABD ve Çin'di. Polonya, Avustralya, Kanada da sonradan gruba eklendi.
Bu savaşta da etkin rolde, kendi projeleri ve hedefleri olan, kendi hâkimiyet alanını kurmayı düşünen herhangi bir Müslüman kuvvet yoktu. BATI’nın kendi iç sömürge paylaşım kavgasının yeni etabında da Müslümanlar fail değil, bizzat kurbandılar.
Yine İngilizlerin safında yüzbinlerce Müslüman asker vardı (çoğu Hintli). Toplam 2,5 milyon olan İngiliz ordusunun yaklaşık 1 milyonu büyük çoğunluğu Hint kökenli Müslüman askerlerden oluşuyordu. Kuzey Afrika, İtalya ve Burma’da Japonlarla savaşan İngiliz Birliklerinin tamamı Pencap Müslümanlarından teşkil edilmişti. “Force K6” denen Pencaplı Müslümanlardan teşkil edilmiş özel birlik İskoçya'da bile savaştı. Filistin, Mısır, Mezopotamya ve Ürdün’den toplanmış Arap Lejyonu'nda 15.000’e yakın Müslüman askerin de İngilizlerle birlikte savaştığı kaydedilmiştir. Hint ve Afrika kökenli binlerce denizcinin İngiliz Donanmasında savaş boyunca görev yaptığı da bilinmektedir.
Fas, Cezayir ve
Tunus’tan gelen çoğunluğu Müslüman 230 bin Kuzey Afrikalı Müslüman’da Fransa
saflarında savaşıyordu. Müslüman Magripliler Fransa ordusunun sömürge birliklerinin
büyük kısmını oluşturuyordu. Savaş Sonunda Fransa’nın verdiği 250-300 bin
kaybın %52’si Müslüman olarak tahmin edilmiştir. Almanlar Fransa’yı işgal
ettiklerinde Fransa’da Almanlarla savaşanlar dahi onlardı. Binlercesi Fransa’da
toprağa düştü, yaralandı ya da esir edildi.
Rus Kızıl Ordu’sunda da
Orta Asya ve Kafkasya’dan gelen milyonlarca Tatar, Başkurt, Ural-Volga Bulgarı,
Özbek, Çeçen, Kazak, Kırgız, Kalmuk, Karaçay vs. savaştı. Sovyetler, Müslümanlar
kolay razı olsun diye savaşın hemen öncesi Müslümanlar için dini özgürlükleri
kısmen gevşeterek, onları motive etmeye çalışmıştı.
Bu motivasyon
çalışmaları işe yaramış olması lazım ki, Rus Ordusunda savaşırken Kahramanlık
madalyasına layık görülen Müslümanların sayısı 500’ü geçmiştir. Bunların en
ünlüleri Çeçen Hanpaşa Nuradilov, Kazak Aliya Moldagulova’dır.
Savaş sonunda Sovyet Ordusunda görev yaptığı
tahmin edilen 3,5 milyon Müslümandan yaklaşık olarak Azerbaycan’dan 210.000, Kazakistan’dan
310.000, Özbekistan’dan 330.000, Kırgızistan’dan 70.000, Tacikistan’dan 50.000,
Türkmenistan’dan 70.000 civarında kayıtlı ölüm raporu tutuldu. Ancak mesela Kazakistan’dan
600 bin, Özbekistan’dan 550 bin, Tataristan 350 bin kayıtlara geçmemiş ne
olduğu bilinmeyen kayıplara bu rakamlar dâhil değildir.
Savaş bittiğinde tahminen sadece İngiliz, Fransız ve Rus saflarında 5,5 milyon Müslüman savaşmış ve bunların 1,5 milyona yakını da toprağa girmiştir.
Alman ve Avusturyalıların yine savaştırabilecek
Müslümanları yoktu.
Her ne kadar Nazi
ideolojisi ırkçı ve Müslümanları aşağılayan, onları insan olarak görmeyen bir
ideoloji olsa da cephelerde savaştırırken bunun bir önemi yoktu. Ama bu sefer ortalıkta
Müslümanları peşine takabilecek bir Osmanlı yoktu. Ancak Almanların eli tamamen
boş da sayılmazdı. Nitekim Nazilerin 23. Waffen-SS "Kama" ve 13. Waffen-SS
Dağ “Hançer” Tümenleri 20 bin Boşnak Müslümandan oluşuyordu. Bu tümeni kuran
bizzat SS Şefi Heinrich Himmler’di. Bu birliğin özel izinle fes takmasına
müsaade edilmişti. Helal olmasına dikkat edilerek yemekleri bile farklı
çıkıyordu.
Ancak Almanlar adına savaşacak asıl birlikler Rusların elinden geldi. II. Dünya Savaşı Sırasında Almanya’da görevli olan Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa (Killigil) Almanlara, Rusların Orta Asya Cumhuriyetlerinden toplayarak Almanlarla savaşmak için Ukrayna’ya getirdiği ve orada savaşırken esir alınan Türk ve Müslüman unsurları Ruslara karşı savaştırma tavsiyesinde bulundu. Almanlar Nuri Paşa’dan bu işin içinde bizzat olmasını rica ettiler. Nede olsa Müslüman Orta Asyalılar eski bir Müslüman Osmanlı Paşasına Almanlardan daha fazla güvenirlerdi. Sonunda onun da görev aldığı bir ekip ile Türkistan Lejyonları kuruldu.
Ruzi
Nazar’da 1941’de Rusların cephesinde savaşırken Ukrayna’da yaralanmış kaçıp bir
Alman ailenin yanına sığınmış oradan da Alman istihbaratına teslim olmuştu.
Savaş boyunca görevi Türkistan Lejyonunda Türk kökenli askerlerle Alman
subaylar arasında irtibat kurmaktı. Savaş sonrası Amerika’nın tarafına geçecek
olan Efsanevi istihbaratçı Reinhard Gehlen’in ekibindendi. Reinhard’ın ekibinde
Almanlara çalışan birçok Müslüman kökenli vardı ancak hiç biri Amerika istihbaratının
en başına yükselen Graham Fuller’in, Türkiye’nin 12 Eylül’de CIA şefliğini
yapan Paul Henze’nin hocalığını yapan Ruzi Nazar’ın ulaştığı yerlere
ulaşamadı.
Sonuçta
Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Tatar, Kuzey Kafkas, Timur lejyonları gibi birçok
lejyon kuruldu ve Sovyet esirlerinden veya firarilerinden oluşturulan bu Türki birlikler
Almanya menfaatleri için Rusya’ya karşı savaştı.
Almanya’nın Müslümanlara yönelik faaliyetleri sadece Türki unsurlarla sınırlı değildi. Kendisini göreve İngilizler atamasına rağmen İngiltere’nin Kudüs’te bir Yahudi Devleti kurma çalışmalarından oldukça rahatsız olan ve bazılarına göre Filistin Kurtuluş Mücadelesinin başlatıcısı sayılan Kudüs Müftüsü Muhammed Emin El-Hüseyni Efendi üzerinden İngiliz karşıtı bir başka propaganda daha yürütülüyordu. El Hüseyni Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulmasının önüne ancak Mussolini ve Hitler’le iş birliğine giderek engel olunabileceğini düşünmüş, bu nedenle Almanya’ya gidip bizzat Hitlerle görüşmüş, Berlin’de Nazi Propaganda Bakanı efsanevi isim Joseph Goebbels’in katıldığı bir törenle İslam Merkez Enstitüsünün açılışını gerçekleştirmişti[4].
Ancak her ne kadar bu ve benzeri çalışmaların neticesi Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da bazı Arap milliyetçileri ve İslamcı gruplar (Müslüman Kardeşlerden bazıları) Almanya ile işbirliği yaptıysa da toplam rakam 250 bini aşamadı. Müslüman nüfusun büyük kısmı İngiliz-Fransız ve Rus ittifakının yanında savaştı.
Sonuç Müslümanlar açısından değişmedi.
Bu savaş sonunda da Müslümanlar sadece teneke madalyalarla ödüllendirildiler. Savaşın etkin elemanı değillerdi, HEDEFLERİ yoktu, Batılıların iç savaşında harcanabilecek, UCUZ hatta maliyetsiz askerlerdi. Kendi savaşlarında değil, başkalarının savaşında ölüyorlardı.
Ne
yazık ki, mesele sadece CAHİLLİK ya da kandırılma meselesi değildi. Egemenlerle
masaya oturan liderleri tarafından “koltuk” karşılığında sömürgeci Batılılara
PARALI kurban olarak satılıyorlardı.
Yine
kazanan tarafta olan Müslümanlar da KAYBETMİŞLERDEN sayıldı.
- Yenilen Almanya, Avusturya ve Japonya Amerika’nın adı konulmamış sömürgeleri haline geldi.
- Dünya 2 kutba ayrıldı ve dünyanın ana meselesi Rusya ve Amerika arasındaki adına “Soğuk Savaş” denilen gerilim oldu.
- Güçleri azalan İngiltere, Fransa ve İtalya’nın sömürgeleri ardı ardına bağımsızlıklarını ilan etti.
- Açıktan askeri işgale dayalı sömürgeciliğin yerini uzaktan ekonomik araçlara dayalı sömürgecilik aldı.
- Amerika kurduğu BM ve IMF gibi yapılarla Yeni Sömürgeciliğin hem yöneticisi oldu hem de sömürgeciliğe yeni bir şekil verdi.
(Nasipse devam ederiz…)
Ahmet Hakan Çakıcı
Zilkade 1447 / Alanya
[1] Plassey
Savaşı - wiki7.org
[2] Jack
Goody, Tarih Hırsızlığı
[3] Detaylar
için Koray Demir’in “Devlet Aklı Kimin Aklı” eseri s:303
[4] Murat
Yetkin, Meraklısı İçin Casuslar Kitabı, s:310
0 yorum:
Yorum Gönder