Şöyle anlatırsak çocuklar peygamberi sevmez, böyle anlatsak sever…
Vay efendim,
“Peygamber yetim kaldı, sütannesine verildi” dersek çocukların psikolojisi bozulur.
Yok efendim, “ebabil kuşları taş attı dersek, kuşları görünce panik olur,
psikolojik trawma geçirirler”, vıdı vıdı, bıdı bıdı...
İki saat kadar
kendilerini dinledikten sonra aklıma bir soru takıldı:
Acaba, “bu hanımlar kendilerini bir adama sevdirmeyi becerebilmişler midir? Ki bir başkasına yol tarif ediyorlar?”
İsmail Hakkı Bursevi – Şeyhi Olmayanın Şeyhi
-
“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır”, diyorsunuz ama…
-
Haşa, iftiradır. Biz öyle bişi demiyoruz”, diye cevap verdi, yaşı ellileri aşmış olmasına rağmen saçı yeni yeni
beyazlamaya başlamış, doğu şivesi ile konuşan beyefendi.
-
“Demiyor musunuz?” diyerek, istihza ile araya girdim. Bendeki
gayrı ciddi tonu fark etmemezlikten gelerek, özendiği ciddiyetini
muhafaza etmeye çalıştı;
-
“Biz Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” deriz, diye itirazımı karşıladı, gülümseyerek.
- Ha, Kel Hasan! Ha, Hasan kel!.. Ne farkı var da itiraz ettiniz? Diyerek alttan alta istihzaya devam ettim.