Modernliğin Eleştirisi-Özet / Alain Touraine

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 1 Oca 2009 2 yorum

Modernliğin Eleştirisi, Alain Touraine’nin ciddiye alınması gereken, oldukça yüklü, konu ile ilgilenenlerin atlamaması gereken bir eser. Görebildiğim kadarı ile konuya hakimiyeti, derinliğine ve çok boyutlu düşünebilmesi, kendi düşüncesine eleştirel yaklaşabilmesi kitabı çok kıymetli kılıyor. Hem modernleşmenin tarihi gelişimini, hem dönemin düşünürlerini oldukça olgun bir üslup ile tartışıyor.  
Ancak tercümanın, konunun ağırlığının altında kalması, dönem dönem kitaptan kopması ve uydurukça saplantısı, kitabın büyük handikabı olmuş. Ne yazık ki; kitaptan kopmadan iki sayfa okumak mümkün olmuyor. Ama tercümenin elinden kurtulabilmiş, anlaşılabilir her cümle altın değerinde.


Kitabın, ilk baskıyı 1994 yılında yapıp, 10. Baskıyı görmüş olmasına rağmen, hala doğru dürüst bir tercümeye kavuşamamış olması Yapı Kredi Yayınlarının büyük ayıbı.    
Touraine, kitapta Aydınlanma hareketlerinden başlayarak, Modernliği ve bu düşünce akımlarına mensup veya karşı olan düşünürleri sıkı bir çalışmayla önümüze getiriyor. "Akılcılık" ve "Bireyselcilik" hareketlerinin çatışmasından doğan sinerji olarak tanımladığı Modernliğin içine düştüğü büyük çıkmazı tahlil ediyor.

“18. Yüzyıldan itibaren akılcılık akımı tüm kutsallara saldırdı ve hepsini yerle bir etti. Elimizde aklın saldırmadığı tek bir kutsalımız kaldı. Hepimiz o Tanrıya hizmet ediyoruz. Menfaat. Menfaatçilikle beslenen, Bireyselcilik tarafından ikna edilmiş yoksullar, Totaliter rejimler ve büyük Sermayenin karşısında çaresizler. Çünkü akıl, yoksulların etrafında bir araya gelebileceği tüm kutsalları tahrip ederken, bireyselcilik de insanların arasına duvarlar örüyor. Bir araya gelebilme, bir lidere sahip çıkabilme yeteneğini kaybetmiş ve toplumun dışına düşmüş muhalif hareketlerin gündemleri ise gerçek hayata dair değil.
Tarihte hiç bir zaman insanlık bu kadar büyük bir zenginliğe sahip olmadı. Ama tarihte hiç bir zaman; zengin ve yoksul arasındaki uçurum da bu kadar büyük, kardan fakirlere düşen pay da bu kadar küçük olmadı. Yoksullar bu kadar uzun süre ve bu kadar çok da çalışmadı, hayatları bu kadar takip ve kayıt altına da alınmadı. Ve yoksullar hiç bir zaman bu kadar itaatkar da olmadı.
Fakirler, işçiler, köleler, göçmenler olarak Modernizmin hem sonucu hem faili olan sermayenin ve Totaliter rejimlerin karşısında çaresiziz. Ancak başka bir seçenek da üretemedik. Ümit ediyorum ki; bu yolda yürümekte ısrarcı olursak, karanlık vadiyi geçip tepeye tırmandığımızda yeniden ışık görebileceğiz.”  (Kitabın farklı yerlerinden alınmış bilgilerin benim kelimelerimle ifadesidir. AHÇ)    
Kitaptan dikkatimi celb etmiş yerleri buraya alıntılamak istiyorum. Bazı cümleler ile daha anlaşılır olabilmesi için oynamak zorunda kaldım. Eğer lüzumunu hissedip kendimden notlar düşmüşsem Ahmet Hakan Çakıcı anlamında kısaca (AHÇ) notunu sonuna ekledim.
Çok kıymetli gördüğüm bu kitaptan, faydalanmanıza bir katkım olacağını umuyorum. Saygılarımla
Sunuş :

İlerlemenin bolluk, özgürlük ve eşitliği hedeflediği ve bu üç hedefin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu fikri, tarihin sürekli biçimde çürüttüğü bir ideolojiden başka bir şey değildir. (15)

2 yorum:

latmos dedi ki...

Nedir bu modernlikle alıp veremediğiniz. Belli bir tarihsel süreci,tarihsellikten kopuk,süreç fikrinden bağımsız olarak ele alarak düştüğünüz yanılgının farkındamısınız? İnsan iradesinin süreç içerisinde dinsel inanış biçimlerinden kurtularak kendi ayakları üstüne kalkarak, akıl ve irade (cüzi)aletini kullanmaya başlaması ayrıdır, bu aleti iyi kullanamayan kötü bir usta olduğunu kabul etmek ayrıdır.ilk olarak eleştiriyi hak eden,bugün bu aleti iyi kullan(a)mayan(araçsallaşmış akıl ve rasyonelite) beceriksiz ve açgözlü insanlığın hatalarından yola çıkarak, onları hiç incitmeden,tarihsel süreci ters çevirmeye yönelik iki yüzlü çabalar içinde olan sözde entellektüel kesimlerdir.Bu çabayı modernitenin limitlerini kullanarak yaptığının farkında olarak sürdürmesi ayrı bir riyakarlıktır.Bu çabaların temel amacı,modernliğin eleştirisini yapmaktan çok uzaktır. Modernizm karşıtlığının, araçsal akıl ve rasyonelite ile bağını aramayın, bulamazsınız. Araçsallık ve rasyonelite, insanlığın varolduğu ilk zamanlardan bu yana devam etmektedir. Modernizm ile beraber etkisini ve dozunu artırmıştır.Pozitivizmin,dinsel dünya yorumlarını ve biçimlerini, Muhafazakar uyarlanma biçimlerini parçalamıştır. İktisadi hayata egemen olan kapitalizm, Max Weber'in 'Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu' adlı eserinde belirttiği gibi dinsel uyarlanma ve asketik yaşam biçimleriyle ilgilidir.

Ahmet H. Çakıcı dedi ki...

Kıymet verip eleştirmişsiniz, teşekkür ederim. Ancak sizin bahsini ettiğiniz zemin ile Touraine'nin anlatmaya çalıştığı şey arasında ciddi zemin farkı var.
İktisada egemen olan kapitalizm asketik yaşam biçimleri ile ilgisi olduğunu iddia etmenizi sanırım yanlış anlamışımdır. Çünkü sizin söylediğinizi benim anladığım yerden yorumlarsak 1) fakirlik bir kaderdir 2)İnsanlar fakirleştirilmezler onlar fakirliği seçerler 3)herkesin zenginliği seçebilmek gibi bir ihtimal vardır( buda kaynaklar sonsuza gider, tükenmez ve azalmazlar) 4) Kapitalizmin açgözlülüğü küresel bir fakirliğin nedeni değildir gibi anlamlar çıkabilir ki, bunları konuşmaya değeceğine sanmıyorum.
İlginize tekrar teşekkür ederim.

Yorum Gönderme