Ezber mi Bozuyor, Ezber Tekrarı mı Yapıyor ?
“Suyun suya benzediği gibi; geçmiş hale, hal istikbale benzer.”
İbn.Haldun
Pakta göre, bu üç ülkeden birine
yapılacak saldırı, üç ülkeye birden yapılmış sayılacakmış.
Her ne kadar Pakistan’ın Hindistan’la ciddi sorunları olsa da asıl meselenin Amerika/İsrail/İngiliz emperyalizmi ile İran, Yemen, Filistin ve Irak arasındaki boğuşmadan Suudi Arabistan’ın hissesine düşen oldukça acı pay olduğuna sanırım kimse itiraz etmeyecektir.
Mübarek 7 Ekim Aksa Tufanının sene-i devriyesi
Konu 7 Ekim Aksa
tufanı Harekatı. Ancak önce bir hatıramı anlatmak istiyorum.
Yıkıntıları bile
ortalıktan kaldırılmış, yerine otopark yapılmış bir haldeyken Bursa Mevlevihanesinin
ihyası için Mehmet Safiyüddin Erhan Bey’in defalarca dua ettiğine şahid
olmuştum. Ben de pek çok kişi gibi bir bayram namazı sonrasında haberdar
olmuştum bir zamanlar Bursa’da böyle bir Mevlevihanenin olduğundan.
Bilahare gençliğinden beri Mehmet Safiyüddin Bey’in Mevlevihanenin ihyası gayreti ile biriktirdiği yazı, çizim, plan ve fotoğrafların bir kısmını da görmek nasip oldu. Aynı zamanda idare ve kamuoyuna mutemadi telkin ve takdimlerine de şahid olma imkânım olduğu için Mevlevihanenin kaderi ile de alakalı biraz malumatım oldu.
Türk Amerikancılığının Kökenlerine Dair– 2: Batı İslam’ı
Keşfediyor
1- Hint Kurtuluş Savaşı (1857), İngilizler
1857 yılında Hindistan’da İngilizlere karşı büyük bir ayaklanma başladı.[1] Son Babür Sultanı olacak olan Bahadır Han’ın etrafında toplanan isyancılar Hindistan’ın Kurtuluş Savaşının fitilini ateşlediler. İngiliz İmparatorluğunun tarihteki ilk büyük kayıp verdiği ve binlerce askerini (13 Bin) kaybettiği savaş olmasına rağmen, İngiliz kaynaklarının sınırlı ve yerel bir kalkışma olarak göstermek için “Sepoy (Sipahi, yaya Hintli asker) İsyanı” diyerek küçümsemeye çalıştıkları bu mücadeleyi Hintli tarihçiler “1. Bağımsızlık Savaşı” olarak adlandırdılar.
Talal Asad Liberal İslam'ın görevini şöyle tanımlar: "Liberal görev, İslam geleneğini liberal Protestan Hristiyanlık imajı içinde yeniden oluşturmayı hedefler.
Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam, s:15
Lütfen dikkat edin,
Kur'an'da 1400 senedir fark
edilememişleri fark edenlerin fark ettikleri -garip bir şekilde- hep BATI liberalizmi ile ÇOK çok
ahenglidir. Bu çalışmalar Müslümanların sömürgeciliğine direndiği sosyolojik,
ekonomik, kültürel alanları dağıtır.
İslam’ı BATI Liberalizmine entegre etmek
için DİRENCİNİ kırmaya, teslim olmaya zorlamaya yönelik çalışmalardır diyor
sanırım.
“Türkiye
henüz dinsizleşmedi."
Bu alıntı KONDA’nın Türkiye’de dindarlık üzerine yapmış olduğu bir istatistiki araştırmayı konu edinen Dr. Bülent Güven Beyin yazısından[1]..
Müsaadenizle
konuya girmeden önce yazıyı özetleyelim:
“Türkiye henüz dinsizleşmedi, ancak
Türkiye'de din ve inançla ilgili bazı sıkıntıların olduğu, gözlem yapan
herkesin dikkatini çekebilecek bir gerçek.” Diye giriyor konuya Bülent Bey. Ardından KONDA Araştırma Şirketinin yaptığı Türkiye'deki dindarlık
eğilimlerini ele alan ankete atıf yapıyor.
Anketin 2008'de kendini DİNDAR tanımlayan insan sayısının yüzde 55’ten, 2025'te
yüzde 46'ya gerilediğine, buna karşılık, kendine "ateist ve
inançsız" diyenlerinin oranının yüzde 2'den yüzde
8'e yükseldiğine işaret ettiğini söylüyor.
Çocukluğumda köyümüzden kırk kilometre mesafesi olan Bitlis’e giden yollar, kardan sık sık kapanırdı. Olağan bir durumdu. Bazen yollar haftalarca açılamazdı. Köyden şehre yahut şehirden köye dönüşlerde mahsur kalmak hayatın sıradan hadiselerindendi.
Bir şubat tatilinin ardından okula gidebilmek için birkaç metreyi bulan karın içinde yürümem gerekmişti. On bir, on iki yaşlarında ya var ya yoktum. Bereket versin ki daha önce yağan karın bir kısmı donmuş, tabaka haline gelip sertleşmişti de buzlaşmış yüzeyin üzerindeki karda dizlerimize kadar bata çıka da olsa ilerleyebiliyorduk.
Bilinenin
aksine ilk dünya savaşı 1. Dünya Savaşı değil 1756-1763 yılları arasında süren
7 Yıl Harbidir. Tabii ki, tüm dünya savaşlarında olduğu gibi savaşın merkezi Avrupa’dır
ve konusu da aynıdır: Batılıların sömürecekleri bölgeleri -özellikle
Hindistan, Kanada ve Afrika’nın- paylaşım mücadelesi.
Bir tarafta Fransa, Rusya, İsveç, Avusturya, İspanya, Bengal Subah (Hindistan), Saksonya, Wabanaki (Fransızların kontrolündeki Amerika Yerli Konfederasyonu), diğer tarafta Büyük Britanya (İngiltere), Prusya (Almanya), Hannover, Portekiz ve İrokualar (İngilizlerin kontrolündeki Amerika Yerlileri) yer alıyordu.
Ancak savaşın merkezi Avrupa olduğu için başroldeki Fransızlar ve İngilizler sömürgelerdeki savaşları büyük oranda kendi birlikleri ile değil sömürgelerden devşirdikleri ve hizmetlerine aldıkları yerli kabile ve kavimler ile vermek zorunda kaldılar.
Şöyle anlatırsak çocuklar peygamberi sevmez, böyle anlatsak sever…
Vay efendim,
“Peygamber yetim kaldı, sütannesine verildi” dersek çocukların psikolojisi bozulur.
Yok efendim, “ebabil kuşları taş attı dersek, kuşları görünce panik olur,
psikolojik trawma geçirirler”, vıdı vıdı, bıdı bıdı...
İki saat kadar
kendilerini dinledikten sonra aklıma bir soru takıldı:
Acaba, “bu hanımlar kendilerini bir adama sevdirmeyi becerebilmişler midir? Ki bir başkasına yol tarif ediyorlar?”
“Olgunlaşmamış bir zihne -en ciddi konularda bile- "kendi kararını kendin ver" deniliyorsa orada mucize; ahlakın, o toplulukta tamamen yok olmamış olmasıdır.”
Alman Filozof Karl Löwith (1897-1973)
Bir önceki yazıda[1] –özetle- şöyle demiştik: "Kanaatimize göre Türkiye’de 2010’lu yıllara kadar sömürgeci yozlaşmaya direnen, “BABA’ya dayalı aile yapısının” korunuyor olmasıydı. 2010’lu yıllardan itibaren Türkiye’de dindarlıktaki gerileme, ateistliğin yükselişi, suç oranlarındaki artış, ahlaki çözülüş ve çıplaklığın dindar ailelerin içine bile nüfuz etmesi “Devlet Desteğini” arkasına alan ve “ATAerkil Düzene Son” sloganı ile yürütülen 'BABA'nın, çocuk ve aile üzerindeki etkisinin kırılması ile sonuçlanan süreç olduğu kanaatindeyiz.”
Kaldığımız yerden devam edelim…
Filistin’e Üzülürken İran Karşıtı Kampanya Yürütmenin 3 Sebebi
Konuya girmeden önce müsaadenizle biraz hazırlık yapmak istiyorum:
ABD Savunma Bakanlığı açıklama yapmış:
“İran’ı, 2003'te Irak'a düzenlenen operasyonların iki katı büyüklüğünde
vuruyoruz.[1]”
Irak’ı örnek vermesinin bir sebebi var
sanırım; Irak, dünya tarihinde en ağır şekilde bombardımana tutulan ülkeymiş.
(7 Ekim sonrası Gazze’ye kadar.)
Nitekim,
-
İsrail
ve ABD, 28 Şubat operasyonuna bir kız ilkokulunu ve iki hastaneyi vurarak
başladılar ki, bu bir VAHŞET gösterisi idi. Hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını
bütün dünyaya ilan ediyorlardı.
Günümüzde Hilal'i gözlemek için iki yöntem kullanılıyor.
1- Bilimsel hesaplarla "ayın görüleceği vakit" önceden hesaplanır ve
herkese duyurulur.
Ancak bu yöntemde mesela Diyanetin duyurduğu gibi “Büyük Okyanus'ta saat bilmem
kaçta, şu kadar yükseklikte 10 dakikalığına görülecek olan Hilal mi başlatır
Ramazan'ı yoksa her ülkenin sıradan insanlarının görebileceği hilal mi geçerli olması gereken zamandır?” gibi sorular NET olarak cevaplanmamış sorulardır.
Mesela dünyanın büyük çoğunluğunun fakirlik içinde yaşaması AHLAKSIZLIKTIR.
Bütün semavi dinlerin, hatta bütün kadim öğretilerin, Taoizmin, Konfüçyüsçülüğün onaylamadığı birçok şey bugünün dünyasında onaylanır hale gelmiştir. İnsanlığı fakirliğe davet eden Budizm bile insanların açlıktan ölmesine cevaz vermez.
Bütün dinlerin karşı çıktıkları bir yoksulluk durumu ortaya çıkmıştır ve bu da bir AHLAKSIZLIKTIR.
Uzak Doğunun Müslüman olmayan ülkelerine bakın milli gelirlerinin neredeyse 1/3'i fuhuştan geliyor, diğer 1/3'i de taklit ya da korsan ürünlerden.
Küresel bir ahlaksızlıktan bahsediyoruz.
Daha doğru bir ifade ile kapitalizmin kendine göre ahlakı var: Sermayeyi biriktiren ve karı tahrik eden her şey AHLAKTIR.
Buna başka insanları açlıktan ölüme mahkûm eden politikaları uygulamak ya da bütün bir nesli fuhşa itmek de dâhil, diyor sanırım.
Acı
ama böyle: "Bir kişinin hapse girip girmeyeceğinin en önemli
göstergesi, tek ebeveyn tarafından büyütülmüş olmasıdır."
CC Harper
ve SS McLanahan
İlk yazıda [2] KONDA’nın
yapmış olduğu bir araştırmadan alıntı yaparak, araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de
2008 yılında %2 olan dinsizlik oranının 2025 yılında % 8’e çıktığından, % 55
olan dindarlık oranının da % 46’ya düştüğünden bahsetmiş, araştırmayı değerlendiren
Dr. Bülent Güven Beyin bu durumu Türkiye’de Özal döneminden beri uygulanan
Liberal politikalara bağladığını söylemiştik.
Avrupa’da da benzer süreçlerden geçildiğinin Türkiye’de de aynı durumun “biraz gecikme” ile ortaya çıktığı tespitinin altını çizip, 2008/10’lu yıllara kadar direnip “gecikmeye” sebep olanın ne olduğunu sormuştuk.
-“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır”, diyorsunuz ama…
- Haşa, iftiradır. Biz öyle bişi demiyoruz”, diye cevap verdi, yaşı ellileri aşmış olmasına rağmen saçı yeni yeni beyazlamaya başlamış, doğu şivesi ile konuşan beyefendi.
- “Demiyor musunuz?” diyerek, istihza ile araya girdim. Bendeki gayrı ciddi tonu fark etmemezlikten gelerek, özendiği ciddiyetini muhafaza etmeye çalıştı;
- “Biz Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” deriz, diye itirazımı karşıladı, gülümseyerek.
- Ha, Kel Hasan! Ha, Hasan kel!.. Ne farkı var da itiraz ettiniz? Diyerek alttan alta istihzaya devam ettim.
"Kendi ayakların üzerinde dur. Kocana Muhtaç olma" diye başlamışlardı..., "Hem eğlen hem para kazan. Para karşılığı seks (fahişelik) iyidir?" diye devam ediyorlar.
Özgürlük dedikleri bizim kızlarımızın (FAHİŞELİK) yapma özgürlüğü müydü acaba?
Muhtemelen bundan ibaret değildir ama tanımın bunu da içerdiği kesin sanırım.
Daha birkaç sene evvel uyandırılan Bursa Mevlevihanesinin iki katı da tıklım tıklım dolmuş, gözler pür dikkat mi'râc-hanların üzerinde toplanmıştı. Arka taraflarda bir yer bulup halının üzerine bağdaş kurup oturduğumuzda mi'râc-hanlar;
Dil dil olmuş kalbi dil-şâd eyleriz ‘
Kendimizden bir alıntı yapalım sonra konuya girelim.
Kadınlı erkekli hastalar üzerlerindeki ameliyat gömleği ile "ÜRYAN" anjiyo sırası bekliyorlar.
Yer Bursa’nın en büyük hastanelerinden birinin Yoğun Bakım Ünitesi[1]:
Biri kadın biri erkek, iki hasta bakıcı geliyor.
Anjiyo için kasık temizliği yapacaklar.
Biri teyzenin bir bacağına, diğeri, diğer bacağına yapışıyor.
75 yaşında ömrü boyunca kocası hariç kimseye saçının telini göstermemiş teyze yalvarıyor.
- - "Lütfen kadın personel... Lütfen...
Türkiye Henüz Dinsizleşmedi[1] -1
KONDA’nın Türkiye’de dindarlık üzerine yapmış olduğu bir araştırma üzerine Dr. Bülent Güven Beyin yazdığı yazıdan bir alıntı bu. Müsaadenizle konuya girmeden önce yazıyı özetleyelim.
Anketin 2008'de kendini DİNDAR tanımlayan insan sayısının yüzde 55’ten, 2025'te yüzde 46'ya gerilediğine, buna karşılık, kendine "ateist ve inançsız" diyenlerinin oranının yüzde 2'den yüzde 8'e yükseldiğine işaret ettiğini söylüyor.
İşte böyle...
Dünya hayatı tıpkı bir zeytinyağı sıkma presi
altındaymış gibi baskı altında; Tortu ile yağ ayrılır. Tortu çöpe atılır, yağ
kabın içinde kalır.
Baskı ve stres altında olmak kaçınılmazdır, her daim
vardır. Mesela savaşlar, açlık, yokluk, enflasyon, fakirlik, ölüm, tecavüz,
açgözlülük ...
Bu baskılar altındayken sürekli homurdanan ve şunu
söyleyen insanlar gördük: "Bu mu Hristiyanlık? Ne kadar da kötü şeyler
getirdi başımıza!"
Böyle bağırır çöpe doğru giden YAĞDAN kalan posa;
renkleri siyahtır çünkü küfrederler; çünkü ihtişamları yoktur. Yağın ise hem
ihtişamı hem asaleti vardır.
Bu dünyada başka bir tür insan daha vardır; Onları
posadan ayıran duru bir yağa dönüştüren bizzat o baskılar, o belalar ve
sıkıntılar olmasın? (Augustine)
Karl Löwith, Tarihte Anlam, Sunuş yazısı
Sadığı, mü'mini, kaliteliyi fırsatçı uyanık, münafık, sahtekârdan ayıran katlandıkları
sıkıntılar, dertler, BELALARDIR, diyor sanırım. (Derdim Bana Derman İmiş
–Niyazi Mısri)
Abdurrahman Arslan Bey'den işittiğimiz bu eserden biz çok istifade ettik. Ümid ederim muhatabına faydası olur.

