Anadolu İrfanı: NATO Mermer, NATO Kafa!

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 6 Nis 2026 4 yorum
Türkiye Cumhuriyeti olarak, NATO'nun kuruluş yıldönümünü kutlamışız. Bu kutlamaya gelen itirazlara, NATO'cular cevap vererek, NATO'dan çıkılmasını talep edenleri ahmaklıkla, aymazlıkla suçlamışlar.
Şu işi ıcık kaşıyalım mı?
Malumunuz NATO'nun kuruluşuna bizi davet etmemişlerdi. Biz başvurduk katılmak için.
NATO'ya giriş için bahane olarak "Rusya tehdidini göstermiştik". Rusya yeni savaştan çıkmış, 10 milyondan fazla insanını kaybetmiş, silah ve mühimmat stoku tükenmiş, binden fazla şehir ve kasabası yakılıp yıkılmıştı. Bu nedenle Türkiye'nin, CHP döneminde İsmet İnönü'nün eli ile yaptığı bu ilk başvuru "Rus Tehdidini çok abartan, gerçekçi olmayan, Amerika'nın yardımlarına göz koymuş bir ülkenin başvurusu" olarak değerlendirilmiş ve reddedilmişti.
Sonra hiç bir RESMİ vaad olmamasına rağmen, Amerika'nın gözüne girmek için KORE'ye asker göndermiş, Amerikalıların ölmemesi için (yaraları nedeniyle sonradan ölenler dahil) 1005 gencimizi kurban vermiş, 2150'den fazlasının da yaralanmasına, 175'inin kaybolmasına ve 234'ünün esir düşmesine sebep olmuştuk. Düşünün NATO ile resmi hiç bir anlaşmamız olmamasına rağmen Amerika'dan sonra en büyük orduyu biz yolladık (4500 asker). Kurucu üye olmalarına rağmen İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada , Portekiz vs. ASLA bizimki gibi bir fedakarlığı yapmayı düşünmemişlerdi. Savaşın hemen ardından yeniden NATO'ya girmek için başvurduk... Ne de olsa artık Amerika ile KAN KARDEŞ'i sayılırdık, bizi reddedemezdi.
Yine Kabul görmedi NATO başvurumuz. Anlaşılan Amerika'nın yolunda 1005 gencimizi feda etmiş olmamızın Amerikalılar nezdinde bir kıymeti yoktu. RUS tehdidi yine "gerçekçi" gelmemişti Amerikan Senatosuna. Yine "bunlar Amerika'nın ekonomik ve askeri yardımlarına göz koymuşlar", diye değerlendirdiler hadiseyi. O döneme kadar Ortadoğu politikalarını İngiltere'ye emanet etmişti Amerika. Ancak İngiltere'nin Süveyş kanalını kontrol edebilmek için kurduğu "Ortadoğu Savunma Komutanlığı" projesinde çuvallaması ve Mısır karşısında çaresiz kalması Ortadoğu'nun İngiltere üzerinden idare edilmesinin mümkün olmadığını gösterdi Amerika'ya. İngiltere artık sıradan bir devletti. Amerikalılar kendi projelerini kendileri yürüteceklerdi. Ve Türkiye'yi, İsrail ile birlikte Amerika'nın Orta Doğu'daki ana üssü yapmaya karar verdiler. Bu nedenle Türkiye'yi NATO'ya 3. Başvurusunda kabul ettiler. Ancak Türkiye, bunun karşılığında ASKERİ yapısından eğitim sistemine kadar her şeyi değiştirecek ve NATO'ya uyduracaktı. KONT Gerillayı kurarak başladılar işe... Amerikancılığın ve Komünizm nefretinin yerleşmesi için bir çok cinayet, suikast, katliam ve komplo bu örgüt üzerinden organize edildi. Nitekim bu örgütün öldürdüklerinin hiç birinin katiline şu ana kadar ulaşılamadı. Ulaşılanlarına da hesap sorulamadı Adnan Menderes, Muhsin Yazıcıoğlu, Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Musa Anter, Ahmet Taner Kışlalı, Behçet Cantürk, Cem Ersever, Çetin Emeç vs gibi.
Sanayinin Gelişmesi Yasak! Amerika, Türkiye'nin bir TARIM devleti olması gerektiğine sanayisini geliştirmemesi gerektiğine en fazla montaj üssü olabileceğine karar vermişti. Zira sanayisi gelişmiş, ekonomisi düzelmiş bir Türkiye bağımsızlığını ele alabilirdi. Bağımsız bir Türkiye'ye ise yeterince güvenemezlerdi. Nitekim Türkiye'deki Uçak ve füze üretiminin durdurulması, DEVRİM arabasının yollara çıkamaması, Erbakan Hocanın SANAYİ devrimi için giriştiği her hamlenin akamete uğratılması NATO üyesi olmamızın bedeliydi. Elimiz her sanayi hamlesine uzandığında Atlantik ötesi bir güç PARMAK sallıyordu.
90'lı yıllarda Sovyetler devrilince serbest kalan Türki Cumhuriyetlere "ABİ" sıfatı ile giden Özal ve Demirel'in heyetindeki gazetecilerin gördükleri karşısında çeneleri düşmüştü. Zira Kazakistan'daki uzay üssünden, demiryolu ağlarına, yeraltı metro hatlarından köylere kadar ulaşan gaz ve ısıtma sistemlerine kadar RUSYA'dan geri kalanlara baktıkça Amerikan'ın uydusu olmanın bizi ne kadar zenginlik içinde "ALT YAPISIZ" bıraktığını görmüşlerdi. Bırakın köylere kadar uzanan gaz hatlarını, 1980'de Türkiye'nin köylerinin yarısında elektrik dolayısı ile elektrikle çalışan aletler bile yoktu. NATO ile geçen elli yılın sonunda Türkiye'de çok az şehre demiryolu uzanıyordu, onların da çoğu Osmanlıdan kalmaydı. 2026'da dahi hala Türkiye'nin kendi markası bir fosil yakıtlı arabanın yollarda olmaması NATO'nun bize biçtiği rolle ilgiliydi.
Türkiye'nin menfaatine çalışan Amerikan menşeli bir sanayi kuruluşu yokken, sömürgeci işletmelerin tamamına yakınının Amerikan şirketleri olması kurulan ilişkiyi faş eder niteliktedir. 1967'ylında Rusya ile imzalanan 5 yıllık Ekonomik ve Teknik İşbirliği anlaşması ile Ruslar Türkiye'de
İzmir Petrol Rafinerisi İskenderun Demir-Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası, Artvin Lif Levha Fabrikası Seyitömer-Seydişehir elektrik iletim hattını inşa ettiler. Bugün bile Türkiye'nin Nükleer santral kurması için giriştiği tüm çabalar NATO ve Amerika ekibi tarafından engellenirken Mersin Akkuyu Nükleer santralini yine Ruslardan aldığımız teknik destek sayesinde inşa etmeye çalışıyoruz. 1964 yılında Kıbrıs'ta başlayan katliamlara yine Amerika ve NATO engeli nedeniyle 1974'e kadar müdahale edemedik. Ve müdahale ettiğimizde de Amerika'nın - biz 4500 asker göndermiş olmamıza rağmen- Kore'ye 100 kişilik sembolik bir yardımdan fazlasını göndermemiş olan RUMLARIN tarafını tutmuş olması büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Ne yazık ki, Türk silah sanayiinin gelişim dönemi de bu döneme rastlamıştır. Çünkü Amerika, Türkiye'ye tam bir ambargo uygularken Türk Siyasilerinin eli ilk kez serbest kalmış ve Türk Savunma Sanayiini kurmak NATO'nun etki alanından uzaklaşmakla mümkün hale gelmiştir. NATO üyeliğimizin bedeli sadece sanayi alanında ÜRETİCİ ve rekabetçi bir ülke olmamakla sınırlı değildir. Her 10-15 yılda bir NATO üzerinden Türkiye'de yapılan darbeler toplumsal, hukuki ve siyasi gelişimi sürekli darbelemiş ve toplumunu korkak, şahsiyetsiz, sindirilmiş, kendinden utanan bir "çocuk" ruh haline indirgemiştir..

1960'daki "Rusya" ile ilişki geliştirmeye kalkan Adnan Menderes ve iki bakanın asılması ile sonuçlanacak darbe, yıllarca Amerika'da eğitim görmüş Özel Harp Dairesinde özel konum sahibi olmuş bir subaya yaptırılmış ve bu subayın radyodaki konuşmasının ilk cümlesi daha sonra pek çok defa duyacağımız "NATO ve CENTO'ya bağlıyız" cümlesi olmuştur.

Nitekim Türkiye'nin 32 ilinin ana geçim kaynağı olan Afyon üretiminin yasaklaması için Amerika'nın yaptığı baskılara direnen hükumeti düşüren 12 Mart 1971 muhtırasını veren askerlerin ilk işi Afyonu yasaklamak ve "NATO ve CENTO'ya bağlılıklarını" bildirmek olmuştur.

1979 İran İslam devrimi ile İran'ı kaybeden ve bu devrimin Türkiye'yi de etkilemesinden korkan Amerika'nın 1974 Kıbrıs Harekatı ile kopan ilişkilerin tamiri ve kapanan Amerikan üslerinin yeniden açılması için "Our boys did it" (Bizim çocuklar işi bitirdi) cümlesiyle sembolleşen 12 Eylül darbesinde parmak izleri çok yoğundu. Bu darbeye ulaşmak için Türkiye'de yaptıkları sadece ekonomik suikastlar değildi, iç savaş ortamında binlerce insan da katledildi. Bu darbede de darbeciler, TV'de okunan bildiriye "NATO'ya bağlıyız" diyerek girmişlerdi. En son darbe girişiminde de (15 Temmuz 2016) İncirlik üssünden kalkan tanker uçaklarının darbeci uçaklara yakıt ikmali yapması, Gezi olayları üzerinden Türkiye'nin Suriye'deki faaliyetlerden çekilmeye zorlanması gibi olaylar NATO ile ilişkilerimizin hala ne kadar zehirli bir düzlemde devam etmekte olduğuna delil gösterilebilir.
Bizim kanaatimize göre, bu duruma hala toplumdan tepki gelmemesi izaha muhtaç bir durumdur.
Türk NATO'culuğunun kaynakları:
Bizim kanaatimiz NATO'culuğa Türkiye'de, BATICILIK ideolojisini taşımak için en uygun araç olması ve Küresel Siyonist sermaye ile yerel sermayenin montajcılık, distribütörlük, komisyonculuk, rüşvetçilik üzerinden kurmuş olduğu zehirli ilişkiler nedeniyle Türk Elitlerince sahip çıkıldığı yönündedir. Ancak sadece elitler değil özellikle Kamalist-İngiliz ittifakına karşı kendilerine bir müttefik bulduğunu sanan sağcı muhafazakar kesime de ABD oldukça sevimli bir müttefik olarak görünüyor(du). Sayıları Milyonları bulan Ruslardan iliklerine kadar nefret eden, Rus zulmünü yaşamış, Rus mezaliminden kaçarak bu ülkeye sığınmış Kırım, Kafkas kökenli haklar ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden gelenler için de ABD tercih edilen ortaktı. Müslüman Türk halkı için Osmanlının Ruslarla yaptığı son savaşların hepsini kaybetmiş olması ve Rusların 2 sefer İstanbul önlerine kadar gelmiş olması ve 1. DÜnya Savaşında Bütün Doğu Anadolu'yu ve Doğu Karadeniz'i işgal etmiş olması da Amerikalıları tercih etmesinin sebebiydi. Bir de Amerikan silahları ve teknolojisi karşısında duyulan hayranlık, Amerika'nın yenilmezliğine olan inanç bizi Amerika'ya bir o kadar daha yanaştırıyordu.
Özellikle 1991 Irak İşgalinden sonra değişti. Amerika'nın Irak'la başlayan Sudan, Somali, Libya, Lübnan, Afganistan'la devam eden ve Filistin'de Gazze'de zirveye çıkan Müslümanları aşağı ırk olarak gören tavrı Müslüman kamuoyundaki "ABD=İdeal Ortak" kavramını yerlebir etti.
Irak Vietnam ve diğerleri gösterdi ki, Amerika Rusya'dan daha az zalim değil. Tam tersi elindeki gelişmiş silahlar onun çok daha fazla sayıda insanı katletmesine imkan sağlıyor.
İran savaşından sonra Ortadoğu ülkelerini koruyamaması, üst üste düşen uçakları, Kibirlenip Kibirlenip geri çekilmesi onun YENİLMEZLİK, dokunulmazlık efsanesini de yerle bir etti.
Avrupa'da Ukrayna'yı savaşa sürüklenip yüzbinlerce Ukraynalıyı Rusya'yı yıpratmak için harcayıp Ukrayna'nın arkasında durmayı becerememiş olması da NATO'nun büyüsünü dağıtan önemli bir etken oldu.

Geriye NATO'yu savunmak için SARSILMAZ NATOCULAR kaldı.
Kimisi maaşlı kimisi de BATI'cılık ideolojisinin yılmaz savunucuları olarak NATO'yu savunmaya devam ediyorlar.
Hatırlatırım bu ülkede KOntr gerilla ile hesaplaşılamadı: Onlar hala siyasette, bürokraside, medya da ve özellikle nüfuz ve etki ajanı olarak Sosyal Medyada görev başındalar. Hala BEYİNLERE yaptıkları suikastlere devam ediyorlar.
NATO mermer NATO kafa*...
Bu terimi Anadolu irfanı "Taş kafalı, söyleneni anlamayan, söz dinlemeyen, inatçı, anlayışsız kimseler için kullanıyor.
Sanayileşmenize, kendi silah üretiminize, gelişmenize, bağımsızlığınıza ENGEL olan, bizi sadece pis işlerinde kullanan bir ortakla yola devam etmek isteyenler için harika bir tanımlama değil mi?
Bir de Anadolu İrfanından kuşku duyuyorlar ...
Ahmet Hakan Çakıcı Şevval / 1447
*Nato kafa nato mermer", söyleneni anlamayan, söz dinlemeyen, inatçı veya anlayışsız (taş kafalı) kişiler için kullanılan aşağılayıcı bir deyimdir. Aslı Yunanca "na to kefali, na to marmaro" (İşte kafa, işte mermer) ifadesine dayanan bu deyim, kişinin kafasının mermer kadar sert ve işlevsiz olduğunu vurgular. (Ekşi Sözlük)

Bu yazımı arkadaşlarınızla paylaşın

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Abi kaleminize sağlık Allah razı olsun Allah'a emeğinize sağlık versin

Adsız dedi ki...

Teşekkürler 🙏 gerçek bir yakın tarih okuması olmuş.

Günümüzde hâlâ gladyo tipolojiyi yakınen izlemekteyiz.

Adsız dedi ki...

Güzel bir yazı. Tespitler doğru. Şu dikkatimi çekti: Hala Nato'da omamıza rağmen
Mersin Nükleer santrali, tcg Anadolu gemisi, İhalar, Sihalar,Sidalar, Tayfun, bozdoğan, gökdoğan füzeleri, atak helikopteri, altay tankı, Hürkuş, Kaan, Kızılelma uçakları, Çelik kubbe gibi ağır sanayi yatırımları ve üretimleri yapıldı. Ahmet Kardeşim bu konulara neden değinmedi acaba? Türkiye Nato'dan 15 temmuz sonrası koptu mu, yoksa aynı bağımlılık devam ediyor mu? Ya daTürkiye ABD/Nato mengenesinden kurtulmaya mı çalışıyor? Öyle ise ABD/Nato buna neden engel olmadı veya olamadı. Sonuçta bir şeyler yapılmış ve yapılıyor. Ahmet kardeşim bu konuda da bir yazı yazarsa seviniriz.

Ahmet H. Çakıcı dedi ki...

Merhaba, ilginize ve yorum yapma zahmetine katlanmış olmanıza teşekkür ederim. İHA, SİHA ve benzeri yapay zekaya dayalı katliam teknolojilerini geliştirmeme konusunda batılı ülkelerin arasında bir centilmenlik anlaşması yapılmıştı. Türkiyei İsrail, İran ve Rusya bu anlaşmaya taraf olmadıkları için boşluğu değerlendirdiler.

2003-2004 yılları arasında Tayyip BEy'in Fatullahçılar üzerinden Amerika ile kurduğu ilişki ülkedeki İNGİLİZ siyasi etkisini geriletti. Say ışığı, Sarıkız vs ile içeri atılanlar sanırım onların ekibi idi. GEZİ olaylarından sonra Türkiye'nin tekrar İngilizlere ve Rsulara yakınlaşması Amerikancı ekibin tasfiyesini gerektirdi. Nitekim Sarıkızla Ay Işığı ile içeri atılanlar içerden çıkarılıp Devletin En önemli mevkilerine geri getirildiler. Bu amerikadan -sınırlı- bir uzaklaşmaya neden oldu

Ancak 7 Ekim Operasyonu ve Ukrayna sonrasında Tayyip EBy hükumeti yeniden Amerika ekibine yanaşmayı tercih etmiş gibi görünüyor. Nitekim Boğazda Adana'da NATO ekibine verilen YENİ üsler ve Filistin Barış Kurulu isimli ekipte olmamız ve RUSLARLA aramızın yeniden gerilmesi buna işaret gibi görünüyor.

Türkiye'nin daha bağımsız bir çizgiye gelmeyi hedeflediği açık. Bu yolu BATI ve ABD ile çatışmadan yapmanın bir yolunu aramakla 100 sene geçirdi. Ne yazık ki bu yolu henüz bulmuş gibi görünmediği kanaatindeyim

Yorum Gönder