“Olgunlaşmamış bir zihne -en ciddi konularda bile- "kendi kararını kendin ver" deniliyorsa orada mucize; ahlakın, o toplulukta tamamen yok olmamış olmasıdır.”
Alman Filozof Karl Löwith (1897-1973)
Bir önceki yazıda[1] –özetle- şöyle demiştik: "Kanaatimize göre Türkiye’de 2010’lu yıllara kadar sömürgeci yozlaşmaya direnen, “BABA’ya dayalı aile yapısının” korunuyor olmasıydı. 2010’lu yıllardan itibaren Türkiye’de dindarlıktaki gerileme, ateistliğin yükselişi, suç oranlarındaki artış, ahlaki çözülüş ve çıplaklığın dindar ailelerin içine bile nüfuz etmesi “Devlet Desteğini” arkasına alan ve “ATAerkil Düzene Son” sloganı ile yürütülen 'BABA'nın, çocuk ve aile üzerindeki etkisinin kırılması ile sonuçlanan süreç olduğu kanaatindeyiz.”
Kaldığımız yerden devam edelim…
Acı
ama böyle: "Bir kişinin hapse girip girmeyeceğinin en önemli
göstergesi, tek ebeveyn tarafından büyütülmüş olmasıdır."
CC Harper
ve SS McLanahan
İlk yazıda [2] KONDA’nın
yapmış olduğu bir araştırmadan alıntı yaparak, araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de
2008 yılında %2 olan dinsizlik oranının 2025 yılında % 8’e çıktığından, % 55
olan dindarlık oranının da % 46’ya düştüğünden bahsetmiş, araştırmayı değerlendiren
Dr. Bülent Güven Beyin bu durumu Türkiye’de Özal döneminden beri uygulanan
Liberal politikalara bağladığını söylemiştik.
Avrupa’da da benzer süreçlerden geçildiğinin Türkiye’de de aynı durumun “biraz gecikme” ile ortaya çıktığı tespitinin altını çizip, 2008/10’lu yıllara kadar direnip “gecikmeye” sebep olanın ne olduğunu sormuştuk.