Ezber mi Bozuyor, Ezber Tekrarı mı Yapıyor ?
“Suyun suya benzediği gibi; geçmiş hale, hal istikbale benzer.”
İbn.Haldun
Pakta göre, bu üç ülkeden birine
yapılacak saldırı, üç ülkeye birden yapılmış sayılacakmış.
Her ne kadar Pakistan’ın Hindistan’la ciddi sorunları olsa da asıl meselenin Amerika/İsrail/İngiliz emperyalizmi ile İran, Yemen, Filistin ve Irak arasındaki boğuşmadan Suudi Arabistan’ın hissesine düşen oldukça acı pay olduğuna sanırım kimse itiraz etmeyecektir.
Nitekim İran, Amerika’nın Suudi Arabistan
üzerindeki üslerden İran’ı vurması nedeniyle Suudi Arabistan’daki pek çok üssü,
rafineri ve petrol tesisini vurdu. Amerika’nın İran petrol ihracatını kesmek
için İran’a uyguladığı ambargonun neticesi, İran’ın önce Hürmüz Boğazını
ardından Yemenliler vasıtası ile Bab’ül Mendep Boğazını ve Kızıl Denizi
kapatması oldu ki bunun Suudiler açısından hayati bir tehdit olduğu ortada.
Suudi Arabistan’ın misilleme olarak Yemen’i ve Irak’ı vurması, bölgeyi Suudi
Arabistan’ın kaldıramayacağı çok daha büyük bir savaşın eşiğine getirmiş
durumda.
Üstelik bunlar olurken her yıl Suudi
Arabistan’dan koruma bahanesi ile yüz milyarlarca dolar haraç kesen Amerika
mafyasının Suudiler için yapabileceği ya da herhangi bir şey yapmak isteğinin
olmadığı da ortaya çıktı.
Görüldüğü kadarı ile Batılı emperyalizm,
Orta Dünyada olayları istediği gibi yönlendirmekte, çıkarlarını, menfaatlerini ve yerel ortaklarını
korumakta aciz kaldığı bir noktaya gelip tıkanmış durumda. Muhtemelen bu
zaafını yerel ortaklarını devreye sokarak, kendi açığını onlara kapattırarak gidermeye çalışmaktan başka bir seçeneği yok.
Haber7 haber sitesi bu konu ile
ilgili yaptığı haberin manşetini “Ortadoğu’da Tüm Ezberler Bozuldu” diye girmiş[1].
Meseleye tarihten bakınca “Orta Dünya’da tüm ezberler mi bozuluyor
yoksa ezber tekrarı mı yapılıyor?” diye düşünmek gerektiği kanaatine vardım.
Bu nedenle Türkiye’nin emperyalizme yenildiği Büyük Savaş (1. Dünya Savaş) sonrası yaptığı benzer anlaşmalardan bir kaçını hatırlatmak istiyorum.
1- I. Balkan Paktı: 1934. Savaştan yenilerek
çıkmış olmasına rağmen müthiş bir hız ve milli dayanışma ile kendini toparlayan
Almanya yeni bir hesaplaşma için hazırlanıyordu.
İngiltere ise 1. Dünya Savaşında galip gelmiş olmasına
rağmen çok ciddi şekilde hırpalanmıştı. Ve Almanya’yı durdurabilmek için
gerekli güce ve ekonomiye sahip değildi. Almanya’nın çevresi Kuzey Buz Denizi,
Rusya, Fransa, Hollanda, Norveç ve Polonya tarafından çevrelenmişti. Almanların
ilerleyebileceği en zayıf halka Balkan bölgesiydi. İngiltere, kendi yükünü
müttefiklerine paylaştırma kararı aldı. Bölgesel çıkarlarını bölgedeki
müttefiklerinin üzerine dağıtacaktı. Almanya ve İtalya’yı Doğudan kuşatmak için
bir planı devreye soktu. Balkan Devletleri (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve
Romanya) arasında bir Balkan Atlantı Paktı kuruldu. Anlaşma Atina’da imzalandı.
Ancak kısa bir süre sonra Romanya taraf değiştirerek
Almanların yanına geçti.
Hitlerin Birlikleri 1941' de Yugoslavya’yı ve Yunanistan’ı işgal ettiğinde
Türkiye sessiz kaldı ve müttefiklerinin yanında savaşa girmedi. Pakt doğal olarak sona erdi.
Amerika, üç ülkeye de ekonomik ve askeri yardımlarının devamı için bu pakta katılımlarının şart olduğunu gayrı resmi yollardan iletmişti.
Bu yardım meselesi ÖNEMLİ zira ABD Başkanı Nixon 27 Temmuz
1972 günü Washington’da düzenlediği basın toplantısında, Truman’ın Başkanlık
dönemine de değinmiş, Türkiye ile Yunanistan’a yardım konusunu desteklediğini
söylemiş ve şu ilginç açıklamayı yapmıştı:
“Bu arada şunu da
söyleyeyim ki, Yunanistan’a, Türkiye’ye yardımı hala destekliyorum. Bu yardım,
şimdi de, o zamanlardaki kadar gereklidir; o zamanki nedenlerin çoğu bugün de
devam ettiği gibi, şimdi bu yardım daha da zorunlu olmuştur. Çünkü
Yunanistan’la Türkiye’ye yardım etmeksizin, İsrail’i korumak için geçerli
politikayı izleyemeyiz”[2]
Açıklamanın mantığı Amerikan Yardımlarının, yerel ülkelere
Amerikan politikalarını dayatmak için bir sopa olarak kullanıldığını göstermesi
açısından önemli olduğu kanaatindeyiz.
II. Balkan Paktı, Bağdat paktının devreye girmesi, Sovyetlerin
Yugoslavya’ya olan tavrını değiştirmesi ve bu nedenle Tito’nun Sovyetlere
yanaşması ile işlevselliğini yitirdi ve tarihe karıştı.
3. Ortadoğu
Komutanlığı (1956): İngiltere 2. Dünya Savaşının geldiğini anlayınca savaş
sürecinde Süveyş Kanalını koruyabilmek için Mısır'la "Eğer 15 sene daha
müsaade edilirse, Süveyş'ten askerlerini çekeceğini” taahhüt ederek anlaşma
yaptı. Ama savaş sonrası verdiği taahhütlere sadık kalmayarak Süveyş’ten
çekilmeyeceğini duyurdu.
Ancak İngiltere’nin 2. Dünya Savaşında Süveyş'i
savunabilecek gücü eriyip gitmişti.
İngiltere, menfaatlerini korumak için Ortadoğu Komutanlığı
adı altında bir birlik kurarak Süveyş'in kontrolünü bu birliğe yaptırmak
istedi. Komuta onda olacak ama askeri başka devletler verecekti. Amerika,
Fransa ve -Amerika'nın zorlaması ile- Türkiye'den başka hiç bir ülkeyi razı
edemedi. Türkiye'nin askerlerini İngilizlerin emrine vermekte oldukça gönülsüz
olmasına rağmen tıpkı Cezayir katliamında Fransızların, Tunus katliamında
İtalyanların yanında yer alması gibi Süveyş meselesinde de İngilizlerin yanında
olup emperyalist müdahaleyi savunması Mısır ve Suriye Basınında Türkiye'yi
Avrupa'nın köpeği gibi gösteren karikatürlerin çizilmesine sebep oldu.
1956 yılında İngiltere, Fransa, İsrail ortaklığının Mısır'a saldırılarının
başarısız olması, İngiltere'nin BAŞ SÖMÜRGECİ rolünü artık taşıyamayacağının
belli olması ve bu rolü ABD’ye devretmesi ile bu anlaşma da kendiliğinden yürürlükten
kalktı.
4. Bağdat Paktı:
Amerika’nın Sovyetleri kuşatma politikasının gereği olarak ABD’nin
Ortadoğu’daki etkinliğini artırmak amacıyla Bağdat’ta Türkiye ve Irak arasında
imzalanan anlaşma ile kuruldu. Birkaç ay içinde önce İngiltere, ardından
Pakistan ve İran pakta katıldı. Amerika perde arkasındaydı zira onun İsrail’le
özdeşleşmiş ismi Pakta karşı ön yargılara neden oluyordu.
Bağdat Paktı, Sovyetleri kuşatmak için daha önce kurulan
NATO, 1952’de Avustralya ve Yeni Zelanda’nın dâhil olduğu ANZUS, 1954’te
Asya-Pasifik bölgesini kapsayan SEATO birliklerini birbirine bağlayacak halkaydı.
[3]
Bağdat Paktı ile Sovyetlerin kuşatılması projesi tamamlanmış olacaktı.
Amerika ve İngiltere, özellikle İran, Kerkük ve Arap petrol
bölgelerinden Sovyetler Birliğini uzak tutmak, enerji koridorlarına
müdahalesini önlemek istiyorlardı. Bunun için Amerikan Dışişleri Bakanı John
Fuster Dulles, “Kuzey Kuşağı” dediği
11 ülkeye geziye çıktı.(Mısır, İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak, Suudi Arabistan,
Hindistan, Pakistan, Yunanistan, Libya ve Türkiye)
Ama Dulles ziyaretlerinden hayal kırıklığına uğradı zira
Arap Devletlerinden Sovyetleri tehdit olarak gören yoktu. Onlar daha çok İsrail
ve İngiltere’den endişe ediyorlardı. Mısır Cumhurbaşkanı Nasır Dulles’a şöyle
demişti “Benden 60 mil uzakta Süveyş’te dolanan eli kanlı silahlı katilleri
görmezlikten gelip 5000 mil ötede elinde bıçak tutan birinden korkmamı
istiyorsunuz. Bunu halkıma nasıl anlatacağım? Her şeyin bir önceliği yok mu?”
Dulles ‘a Türkiye, Pakistan, İran ve Irak’tan başka yeşil
ışık yakan olmadı.
Ancak Dulles “Kuzey Kuşağı’nın” dışardan empoze ile değil bölge ülkelerinin
KENDİ inisiyatifleri ile inşasından yanaydı. En azından böyle görünmesi
gerektiğini düşünüyordu. Böylesi bir projeye gönüllü olarak öncülük edebilecek
tek ülke vardı: Türkiye
Dulles Türkiye ziyaretinde Celal Bayar’a” Türkiye en
güvenilir müttefikimizdir” derken Celal Bayar ‘da “Arapların güvenilmez olduğunu, Amerika’nın onlara
güvenmemesi gerektiğini söylüyordu.” Bir gün sonra Menderesle görüşen Dulles
Menderes’ten de benzeri öğütler dinledi. Menderes sözü Mısır’a ve Süveyş
meselesine getirerek Dulles’a “Araplara güvenilemeyeceğini, Mısır’ın Süveyş’i koruyamayacağını,
Süveyş’in statüsünün İngiltere’nin koruması altında tutulması gerektiğini bu
konuda Türkiye’nin “önder” bir rol oynayabileceğini” vurguladı.
Türkiye Bağdat Paktını, Ortadoğu’dan kopup tam bir BATILI
ülke olma konusunda NATO’dan sonra attığı çok önemli bir adım olarak
görüyordu.
Ama İslam dünyası meseleyi öyle görmüyordu. Mısır ve Suriye
başta olmak üzere Arap ülkeleri tarafından Bağdat Paktı, ABD, İngiltere ve
İsrail’in bölgeyi kontrol etmek için yaptıkları önemli bir hamle olarak okundu.
Bu nedenle Türkiye’ye karşı tepki yoğundu. Mısır lideri Nasır, pakta katılan
Irak’ı tanımlarken “İsrail’in dostunun dostu” diye tanımlamıştı. “İsrail’in
dostu” diye kastettiği 6 sene önce yani 1949’da İsrail’i ilk tanıyan İslam
ülkesi Türkiye idi. Bu nedenle Bağdat Paktı Türkiye’nin hem Arap hem Afrika
ülkeleri ile ilişkilerine büyük zarar verdi.
Paktın yaşadığı en önemli sorun, Fransa ve İngiltere’nin
birlikte Mısır’a saldırması ile ortaya çıktı. Pakt, İngiltere’nin Mısır’a
saldırmasına nasıl bir tepki verecekti? Alınacak tavır konusunda İran’da
yapılan görüşmelere İran ve Pakistan, İngiltere’nin katılmasını istemedi. Ancak
Türkiye’nin ısrarı ile İngiltere’de toplantılara katılmış ve İngiltere’ye karşı
hiçbir tavır alınması mümkün olmamıştı. Dahası Menderes Hükumeti, İngiltere ve
Fransa’nın Mısır’ı işgal etme girişimini destekliyordu.
Arap ülkelerinin Bağdat Paktına tepki göstermeleri haksız da
sayılmazdı zira Sovyet yayılmacılığına karşı kurulduğunu iddia edilen pakt,
İngilizlerin Mısır’ı işgali ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığı için
kullanılmaya çalışılıyordu.
Pakta, Türkiye’den sonra en hevesli olan, ismi “İngilizci
Başbakan”’a çıkan Irak Başbakanı Nuri Said’di. Nuri Said o kadar İngilizciydi
ki, dönemin İngiliz Başbakanı Sir Antony Eden’e Süveyş Kanalı konusunda Mısır’a
karşı alacağı tavır hakkında tavsiyede bulunurken, “Yapabileceğiniz tek bir şey var: Vurun! Hemen vurun ve sert vurun!
Yoksa çok geç kalırsınız” diyordu. 1958 yılında Irak’ta gerçekleşen darbe ile
İngilizci Nuri Said hükumeti düşünce Bağdat Paktı’nın sonu geldi. Paktın başkenti
Ankara ve Tahran’a taşınarak ismi CENTO olarak değiştirildi.
5. CENTO: Irak
Başbakanı Nuri Said, 14 Temmuz 1958'de Irak’ı Ürdün’le birleştirmeye çalışırken
darbe ile devrildi. Said, darbeden bir gün sonra kadın kılığında kaçmaya
çalışırken yakalandı ve aynı gün Kral Faysal ve Veliaht Prensle birlikte vurularak
öldürülüp defnedildi. Ancak daha sonra kızgın bir kalabalık tarafından cesedi
gömüldüğü yerden çıkarıldı, sokaklarda sürüklendikten sonra bir direğe asılarak
yakıldı[4].
Türkiye ve İngiltere, Irak’ın yeni Cuntasına Bağdat
Paktından yani İngiliz yörüngesinden ayrılmaması için çok baskı yaptı. Ancak Irak
Lideri Abdülkerim Kasım bunu kabul etmedi. (Perde arkasında İngilizlerin olduğu
bir iç karışıklık esnasında öldürülerek seçiminin bedelini ödedi. Abdülkerim Kasım’ın
öldürüldüğü darbenin arkasındaki isim olarak anılan “Sir” ünvanını alan Roger
Allen, daha sonra İngiltere Büyükelçisi olarak geldiği Türkiye’de Ankara
Amerikan Okulu’nda öğrencilere mezuniyet ödüllerini veren isim oldu…-AHÇ)[5]
Yeni gelen Irak yönetimi 24 Mart 1959'da Bağdat Paktından
çekildiğini duyurdu. Başkenti Ankara'ya taşınan paktın adı, 21 Ağustos 1959'da
CENTO (Central Treaty Organisation, Merkezi Antlaşma Teşkilatı) olarak
değiştirildi. Türkiye, İngiltere,
Pakistan ve İran asil üyeler devam ederken Amerika yine gözlemci sıfatı ile perde
arkasındaki asıl oyuncuydu.
Bu tarihten itibaren Türkiye’de tüm darbecilerin ilk
çekeceği zikir “NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız” zikri oldu.
CENTO öncülü Bağdat Paktı gibi Rus yayılmacılığı ve
komünizme karşı Orta Dünyanın “Çağdaş Dünya” tarafından savunulması hedefine
odaklandığını söylüyordu. Ancak Rusya ve komünizme müdahale etmekten çok
İsrail’in korunması ve emperyalizmin bölgedeki menfaatlerini, korumaya
odaklandı.
CENTO, 1979 yılına kadar varlığını sürdürdü; İran, İslam
Devrimi'nin ardından 11 Mart'ta CENTO'dan çekildi ve örgütün 'sadece
emperyalist devletlerin çıkarlarını koruduğunu' iddia etti. Pakistan da 12
Mart'ta aynı şekilde ayrıldı, çünkü 'örgütün Pakistan'ın güvenliğini
koruyamadığına inanıyordu. Nitekim Hindistan’la girişmiş olduğu mücadelede CENTO’dan
beklentilerine cevap alamamıştı. Ertesi gün Türkiye de 'CENTO'nun bölgedeki
işlevini fiilen kaybettiğini' ilan etti.
CENTO, İran’ın İslam devriminden sonra Amerikan çıkar
ekseninden ayrılması ile tarihe karışmış oldu.
6. Mekke Anlaşması (2. CENTO)
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında yapılan Mekke
Anlaşması üzerine konuşmak için henüz erken.
Ancak geçmiş tecrübelerden hareketle anlaşma üzerine birkaç
kelime edilebileceğimiz kanaatindeyiz.
·
Her üç ülkenin de siyasi ittifak halinde olduğu
ülke, Amerika Birleşik Devletleri. (Amerikancı Pakistanlılar, Amerika muhalifi Pakistan
Başbakan’ını darbe ile devirip hala içerde tutulduğu cezaevine atarken askerlere
dayak attırdıkları görüntüleri sanal âlemde dolaştırmaya devam ediyorlar.
Tayyip Beyin, ABD Başkanı Trump tarafından defalarca
en güvenilir ve sadık müttefik olarak ilan edilmesi ve Suudi Arabistan’ın
“Suudi Amerika” adı ile ironik olarak anılması ilişkilerin kuvveti hakkında
fikir verir niteliktedir.)
·
Her üç ülkenin de ekonomik ilişkilerinde neredeyse
TAM bağımlı olduğu ülke, Amerika Birleşik Devletleri.
·
İttifak eden devletlerin arasında ABD ve Batı
emperyalizmi ile sorunu olan (Filistin, İran, Lübnan, Irak, Yemen vs.) gibi bir
devlet yok.
· Aksine ittifakın adı konulmamış, ismi
zikredilmeyen düşmanlarının Amerikan, İsrail ve İngiliz emperyalizminin
bölgedeki çıkarlarını tehdit eden devletler (İran, Hizbullah, Yemen, Irak vs.) olduğu
kanaati oldukça hâkim.
·
Daha önceki anlaşmalarda olduğu gibi İran Savaşı
ile birlikte Amerika Birleşik Devletlerinin gücünün bölgeyi kontrol etmeye yetmediği,
bölgede pis işlerini gördürebilecek, eksikliğini kapatabilecek, arkasını
kollayabilecek ülkelere ve yapılara ihtiyaç duyduğu net olarak görüldü.
·
Daha önceki anlaşmalarda olduğu gibi Amerika’nın
onlarca üs ile adeta işgal ettiği ülkeler, halklarına bu paktı “KENDİ özgür
iradeleri” ile kurulmuş bir ittifak olarak tanıtıyor olabilirler.
· Daha önceki anlaşmalarda olduğu gibi bu ülkelerin MEDYASI halklarına anlaşmayı EMPERYALİSTLERE karşı yerel ülkelerin dayanışması olarak lanse ederken gerçekte ittifakın perde arkasındaki yöneticilerinin sömürgeciler olduğunu gizliyor olabilirler.
Bunlar ihtimaller…Ancak Mekke Anlaşmasının ABD ve Küresel Siyonizmin bölgedeki çıkarlarını korumak için
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ı harekete geçirdiğini düşünmeyi bir KOMPLO TEORİSİ olarak görmek de mümkün. Bu da bir ihtimal.
Bu durumda Mekke Anlaşması ile Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın kendi HÜRR iradeleri ile bölgesel bir Müslüman savunma hattı kurabilmek, bölgedeki sömürgeci müdahaleleri önlemek ve bölgedeki emperyalizm ve sömürgeciliği geriletmek için bir araya geldiklerini düşünmemizi gerektirir. (Tıpkı Erbakan’ın D8 projesi gibi) Ki, bu durumda bu anlaşma, bölgenin makûs talihinin sonlanmakta olduğu, karanlık gecelerin şafağının attığının müjdesi olarak okunmayı hak edecek ve bölge halkları için büyük bir ümit olacaktır.
Ancak ÜMİT bir mesnede bağlı değilse, UYUŞTURUCU yerine geçen boş hayallerden ibarettir.
Zira hatırlatmak isterim ki, Türkiye daha 10 gün önce 3-5 Batılı LGBTTQİ+ örgütün baskısına ve FON rüşvetlerine direnemeyerek davul zurna ile duyurduğu ve günlerce propaganda ettiği SONSUZ nafaka düzenlemesini 12. Yargı paketinden son anda çıkardı.
Bu durumda 3-5 LGBT örgüte diş geçiremeyen, 3-5 sömürgeci dernek karşısında direnemeyen Türkiye’nin, Küresel Emperyalizme MEYDAN okuyarak onu bölgeden def edecek böylesi devasa bir girişime soyunduğunu düşünmek hayal sınırlarını biraz zorlamak değil mi?
Kendi ülkelerinde aile, eğitim, ekonomi, sağlık, tarım vs. politikalarını özgürce belirlemekten, ülkelerinin üzerine kurulmuş sömürgeci üsleri kaldırmaktan, kendi kendi nesillerine kendi ANA dilleri ile eğitim verebilmekten ACİZ ülkelerin sömürgecilere karşı mı yoksa onların emir ve direktifleri ile onların menfaatlerini korumak için mi bir araya geldiklerini üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Değilse daha çok hayal kırıklıklarına daha çok sukut-i hayallere uğrarız.
Benim ufkum buna yetiyor. Doğrusunu Aziz Kudret Bilir. Ahmet
H. Çakıcı
Safer
1448 / Alanya
* Bu yazı
[1] https://www.haber7.com/dunya/haber/3650530-orta-doguda-tum-ezberler-bozuldu-ingiltere-basini-mekkedeki-yeni-cepheyi-yazdi
[2] https://www.odatv.com/guncel/71-yil-once-bugun-sovyetlerle-dusman-olduk-bagdat-pakti-nasil-cento-oldu-120137057
[3] BU bölüm
Mücahit Gültekin’in Türkiye-ABD İlişkilerinin Psikolojisi kitabından
özetlenmiştir.
[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Said_Pa%C5%9Fa
[5] https://www.odatv.com/guncel/71-yil-once-bugun-sovyetlerle-dusman-olduk-bagdat-pakti-nasil-cento-oldu-120137057




0 yorum:
Yorum Gönder