Mesela dünyanın büyük çoğunluğunun fakirlik içinde yaşaması AHLAKSIZLIKTIR.
Bütün semavi dinlerin, hatta bütün kadim öğretilerin, Taoizmin, Konfüçyüsçülüğün onaylamadığı birçok şey bugünün dünyasında onaylanır hale gelmiştir. İnsanlığı fakirliğe davet eden Budizm bile insanların açlıktan ölmesine cevaz vermez.
Bütün dinlerin karşı çıktıkları bir yoksulluk durumu ortaya çıkmıştır ve bu da bir AHLAKSIZLIKTIR.
Uzak Doğunun Müslüman olmayan ülkelerine bakın milli gelirlerinin neredeyse 1/3'i fuhuştan geliyor, diğer 1/3'i de taklit ya da korsan ürünlerden.
Küresel bir ahlaksızlıktan bahsediyoruz.
Daha doğru bir ifade ile kapitalizmin kendine göre ahlakı var: Sermayeyi biriktiren ve karı tahrik eden her şey AHLAKTIR.
Buna başka insanları açlıktan ölüme mahkûm eden politikaları uygulamak ya da bütün bir nesli fuhşa itmek de dâhil, diyor sanırım.
Acı
ama böyle: "Bir kişinin hapse girip girmeyeceğinin en önemli
göstergesi, tek ebeveyn tarafından büyütülmüş olmasıdır."
CC Harper
ve SS McLanahan
İlk yazıda [2] KONDA’nın
yapmış olduğu bir araştırmadan alıntı yaparak, araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de
2008 yılında %2 olan dinsizlik oranının 2025 yılında % 8’e çıktığından, % 55
olan dindarlık oranının da % 46’ya düştüğünden bahsetmiş, araştırmayı değerlendiren
Dr. Bülent Güven Beyin bu durumu Türkiye’de Özal döneminden beri uygulanan
Liberal politikalara bağladığını söylemiştik.
Avrupa’da da benzer süreçlerden geçildiğinin Türkiye’de de aynı durumun “biraz gecikme” ile ortaya çıktığı tespitinin altını çizip, 2008/10’lu yıllara kadar direnip “gecikmeye” sebep olanın ne olduğunu sormuştuk.