İtirazlara İtiraz -1

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 17 May 2020 1 yorum

İstanbul Sözleşmesine İtiraz Edenlere, İtiraz Edenlere, İtiraz -1

Sayın Zeki Bayraktar, Ali Aktaş beyefendinin sosyal paylaşımlarından aldığını iddia ettiği kelimelerle İstanbul Sözleşmesine gelen eleştirilere itiraz etmiş: Ali Bey'in Sözleşmeyi tam 3 kez okuduğunu, Sözleşmenin eşcinselliğe sadece 2 yerde atıf yaptığını, 6284 no'lu kanun iptal edilmediği sürece Sözleşmeye itiraz etmenin boş iş olduğunu, 6284 no'lu kanunun ise son derece yerinde olduğunu, toplumun içindeki yozlaşmanın Sözleşmeden bağımsız olduğunu, bu nedenle Sözleşmeyi kaldırmanın bir işe yaramayacağını, Saadet Partisinin İstanbul Sözleşmesine menfi yönde taraf olarak oyuna getirildiğini, bu işleri eleştirenlerin FONlar aldığını, sözleşmeye itirazların bir "propaganda merkezi" tarafından yönlendirildiğini söylemiş ya da ima etmiş.
Allah kendisinden razı olsun, bir gayret göstermiş, kendince gördüğü bir fitneye engel olmak istemiş.
Lakin gözlemlerin yeterince isabetli olmayabileceği kanaati ile konuya ufak tefek bir iki itiraz da bulunmak istiyorum.
Her şeyden önce kendisinin de ifade ettiği gibi Sözleşme bizim kültürümüzün DİLİ ile yazılmamış. O yüzden bizim değerlerimiz ve mantığımızla okunduğunda anlaşılmayacağı, bizi hataya götürebileceği kanısındayım. Yani 3 sefer değil 33 sefer dahi okunsa, Sözleşmeyi var eden ardındaki mantık bilinmeyince hiçbir şey ifade etmeyecektir. Mesela itirazlarda Sözleşmede geçen “Kadına Şiddet” ve “Toplumsal Cinsiyete (GENDER) Yönelik Şiddet” ibarelerinin arasındaki fark hissedilmemiş gibi geldi bize.
Öncelikle Sözleşmede geçen ibareleri bir daha açıklamaya çalışalım.
a) Cinsiyet ya da Biyolojik Cinsiyet (Sex) : İnsanın doğumunda Evrimin ona yüklediği üreme/soyunu devam ettirme güdüsüne yönelik edindiği cinsiyetlerdir. İki alt birimi vardır: Kadın ve Erkek.
Ancak Sözleşme vakıaya Biyolojik Cinsiyetler üzerinden yaklaşmanın yetersiz olduğunu düşünür. Çünkü insanın Biyolojik Cinsiyetinden bağımsız bir de “Toplumsal Cinsiyeti” (GENDER) vardır.
b) Toplumsal Cinsiyet (GENDER) : Bu işlerin peygamberi Judith Butler’ın “GENDER” tanımı şöyledir: “Cinsiyetli bedenin üstlendiği kültürel anlamlar bütünü(1)." (GENDER konusunda 100 tane yazı okunsa bile elimize kafa karışıklığı ve laf salatasından başka bir şey geçmeyeceği ve konu üzerinde bir karartma olduğu kanaatindeyim.(2) )
Yani toplumun kültürel olarak kişiye tanımladığı ve zorladığı kimliklerdir. Kadınlık, kızlık, erkeklik, delikanlılık gibi. Gerçekte böyle kimlikler ve böyle kategoriler yoktur. Bütün bunlar toplum tarafından bireylere zorla giydirilmiş anlamlardır. Sorun da buradadır: Bu kültürel kimlik yüklemeleri bazı cinsleri (kadın, LGBTQ+ ve diğer cinsel eğilimleri) baskılayıp Maskülinite/Patriyarka denen “erkek” egemen bir yapı kurar ve Erkek Egemen, diğerlerini kendi cinsel ve kültürel kalıplarının içine sokmak için şiddete yönelir. Mesela çocukları daha bebekliklerinden itibaren karşı cinse meyil duyabilecekleri statüde, kızı kız, erkeği erkek kalıpları ile yetiştirmeye çalışma LGBTQ+ formalara uygulanan "Toplumsal" şiddettir(3) . Yeryüzündeki “tüm şiddetin” temelinde de “Erkek”in tanımladığı bu cinsiyet kalıplarının diğer insanlara zorlanması yatar(4), fikrindeler.
Bu işlerin peygamberi ve ideoloğu olarak görülen Judith Butler, “Toplumsal Cinsiyetin (Gender’ın) inşa edilmişliğini cinsiyetten tümüyle bağımsız bir şey olarak kurumsallaştırdığımızda Toplumsal Cinsiyetin(gender) kendisi yüzergezer bir yapıntı haline gelir; böylece erkek ve eril, erkek bedeni imlediği gibi pekâlâ dişi bedeni de imleyebilir, kadın ve dişil de dişi bedeni, dişi bedeni imlediği kolaylıkla da erkek bedeni imleyebilir.(5) der.
Ve devam eder: “Toplumsal cinsiyet (gender), bütüncüllüğü daima ertelenen, herhangi bir anda asla tam anlamıyla olduğu şey olmayan bir giriftliktir.(6)
Yani Butler, Alfred Kinsey’in tanımladığı skalayı hareketlendirir: “Sakala kendi cinsine yönelenlerden (eşcinsellerden) karşı cinse yönelenlere (normal ilişkiye) doğru giderken Butler bunun da sürekli yer değiştirebileceğini ve sabitlenmemesi gerektiğini söyler. Ona göre insanın cinsiyetini “performatife” belirler. Ve Performativite sabit değildir. Performativitenin önüne getirilebilecek çocukluktaki ya da yetişkinlikteki her türlü engel şiddettir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin temeli de bu eşitliğin yani şiddetin ortadan kaldırılmasına dayanır.
Daha basit anlatmaya çalışayım:
Anladığım kadarı ile “Erkek ve Kadın” kimlikler yoktur. Bireyler “erkek ya da kadın olarak tanımlanmamalı cinsel performativitelerine bakılmalıdır. Yani H LGBTQ+
H: Heteroseksüel: Karşı cinse gidenler (Baskın ve geriletilmesi gereken düşman cins)
L: Lezbiyen: Biyolojik olarak dişi olanların kendi aralarındaki ilişki
G: Gay: Biyolojik olarak erkek olanların kendi aralarındaki ilişki
B: Biseksüel: Aynı anda her iki biyolojik cinsle, karışık ya da toplu ilişki
T: Trans: Karşı cinsin “Kültürel”kimliğine girerek kendi biyolojik cinsi ile ilişki
Q: Questioning: Kararsız, kimliğini açıklamayan, Queer, interseks vs.
+: Yeni tanımalanacak kimlikler veya Heteroseksüel olup diğer Toplumsal Cinsiyetlere destek verenler.
Ancak Butler Kinsey Skalasına başka bir yönden de itiraz eder.
c) Cinsel Eğilimler: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Gender) tanımının olduğu yerde böyle ek bir tanıma daha niçin ihtiyaç var? Çünkü Kinsey’in skalası cinselliği birçok boyuttan sınırlıyor. Mesela cinselliği sadece insanlar arası bir eylem olarak tanımlıyor. Üstelik kuşak farklarını da hesaba katmıyor. (Pedofili ve ensestin dışlanmasını)
Halbuki kuralları koyan, tanımları ve normları atayan ERKEK’in (peygamberlerin(7)) baskıladığı toplum dışına ittiği yapılar sadece LGBTQ+ yapılar değildir. Ensest tabusu, pedofili, zoofili, nekrofili, oğlancılık, sübyancılık, fortçuluk, röntgencilik, teşhircilik vs. gibi LGBTQ+ yapıların dahi kabullenmekte zorlandığı bir çok "özgürleştirilmesi" ve şiddetten korunması gereken performativite türü vardır.
Neden Kurgulanmış GENDER cinsiyetlere inanmamız ve bu düşünce biçimini kabul etmemiz gerektiği tartışmasına en azından şimdilik girmeyeceğim. Hele hele GENDER (Toplumsal Cinsiyetlendirilmemiş) düşüncenin ""Ey iman edenler kadınlar, İman eden erkekler söyle!" gibi "cinsiyetçi" ifadelerin sık sık geçtiği Kur'an'a nasıl uydurulacağı, bunun için ne yapmamız gerektiği meselesi apayrı bir mesele olarak konuşulmalı kanaatindeyiz.)
İtirazlar:
1- Her ne kadar "Sözleşmede eşcinselliğe yönelik sadece 2 atıf var" olsa da "Toplumsal Cinsiyet" ibaresinin eşcinselliği kapsadığı düşünülürse atfın çok daha fazla olduğu fark edilecektir.
MEsela biz "sözleşmede 25 yerde “Toplumsal Cinsiyet” (GENDER) ibaresine rastladık. (Cinsel Eğilim ibaresi dahil değil)
2- Hem Sözleşmede eşcinselliği meşrulaştırmaya yönelik "direk" atıf sayısı sadece bir olsa da sonuç değişmiyor. Kanun, sadece 1 yerde geçiyor diye işlevsiz sayılmıyor.
Üstelik mesele hiç de öyle değil.
Sözleşmenin 3-d fıkrasında geçen ibare “3-d) ’toplumsal cinsiyete dayalı şiddet’’ kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet anlamına gelir.”diyor. Böylece bu madde kadına yönelik şiddeti Toplumsal Cinsiyete Yönelik Şiddetle özdeşleştiriyor ve kadına yönelik şiddet ibaresi her kullanıldığı yere LGBTQ+ ibaresini de çağırıyor.
Yani Sözleşme, her kadın dediğinde LGBTQ+ ve diğer Cinsel Eğilimleri de demiş oluyor.
Kadından Sorumlu Bakanlık da bizim gibi düşünüyor olsa gerek ki, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü çerçevesinde belediyelere yaptığı sunumda “Kadına Şiddetle” “Toplumsal Cinsiyetlere Şiddet”i birbirinden ayırıyor ve Toplumsal Cinsiyetlere karşı şiddeti kadına şiddet sayarım diyordu.
(Buradaki asıl sorun Şiddet tanımından kaynaklanıyor. Ancak bunu sonraki yazının konusu yapmak istiyoruz.)
3- Toplumun içinde bir yozlaşma olduğu, sanayi toplumundan digital topluma geçişin aynı köyden kente göçte olduğu gibi ciddi kırılmalara, toplumsal altüst oluşlara neden olacağı fikrine ben de sahibim.
Bu fikre sahibim diye Batıdan ya da BATILDAN gelen her şeye teslim mi olmalıyım? Hiç mi direnmemeliyim? Hatta sürecin hızlanması için destek mi vermeliyim?
Eğer Gavurun her dediğine kafa sallayacak, hiç direnmeyeceksek İSLAM olduğunu iddia etmenin âlemi nedir?
4- İstanbul Sözleşmesi’nin reddi ile tüm sorunların çözülmeyeceği aşikâr: 6284 orada duruyor, CEDAW orada duruyor, Medeni Kanun orada duruyor. 150 senelik değişim her noktayı etkiliyor?
Diye surda bir delik de açmaya gayret etmemeli ve hatta bu yapıyı korumaya mı geçmeliyiz? Yani, hiç bir şey ama hiç bir şey olmayacak bile olsa şu içeride yatan büyük çoğunluğu gariban roman olan erken evlilik mağdurlarını cezaevinden çıkarmak bile bişi sayılmaz mı?
5- 6284 No'lu kanunun methiyesine yönelik eleştirilerimizi, gelecek yazılarda bu konuya gireceğimiz için burada atlıyoruz.
6- ‘’Kadına yönelik şiddetin görünür hale gelmesi ve şiddete uğrayan kadınların yasal koruma tedbirlerine müracaat etmesinin şiddeti arttırdığı tezi son derece saçmadır. Kimse kusura bakmasın ama Anadolu'da kadın, koca hayızdan nifastan kesilene kadar her gün dayak yiyordu eskiden.''
Şeklinde bir ibareyi FEMİNİST DİLİN hiç sorgulanmadan sahiplenilmesi, muhafazakar düşüncenin BATI karşısındaki kompleksinin tezahürü olarak okuyoruz. "Bizim ailemizde böyle" diye tüm alemi böyle görmek cidden bir sıkıntı değil mi? (Burada kimsenin ailesine bir şey demeye çalışmıyoruz. Ruhen yardıma muhtaç feminist ablaların ya da kişisel takıntıların/tecrübelerin etkisi ile bütün bir toplumun yaftalanmasına itiraz ediyoruz.) Üstelik toplumdaki değişimden bahsederken, diğer taraftan toplum hiç değişmemiş gibi geçmişi referans alan bir yasa hazırlamak mantıklı mı?
7- Ak Partinin İstanbul Sözleşmesini iptal edip Saadet Camiasını oyuna getireceğini düşünüyorsunuz. Belki de doğrudur. Ben siyasetten hiç anlamam.
Ama bu Sözleşmenin Ak Parti ya da Türkiye'deki herhangi bir başka parti tarafından iptal edilebileceğini düşünebilmek, Sözleşmenin ne olduğunun anlaşılamadığını bana düşündürtüyor.
8- Bu sözleşme emperyal yani müesses nizamın tüm dayatmalarında olduğu gibi; CHP, MHP, HDP, AK Parti ve İYİ Parti bütünlüğü içinde geçti. CHP’nin buna ne fikren ne siyaseten muhalefet etme imkânı YOK diye düşünüyorum. Dediğim gibi ben Sözleşmenin ne olduğunun hala anlaşılmadığı kanaatindeyim. 9- Yazıda "Şiddeti önlemek için elinizde bir projeniz mi var?" diye soruluyor. Ben bilgisayar tamircisiyim, siyasetin içinde olan bir avukatın bunu bizden talep etmesini, soruyu üzerine alınmamasını garip karşılıyoruz? Üstelik yeni bir kanun çıkaramıyorsak elimizde kalan mirası bir an önce yok etmeye çalışmanın hayırlı bir mantığı olduğunu düşünmüyoruz. İnsan yanlış yöne gitmektense oturması, hiç menzil almaması daha iyidir fikrindeyiz. Çünkü yıktıklarımızı yeniden yapmak asırlar alabilir.
10- Yazıda, bir yerlerden FONlandığımız ve muhalefetin bir "propaganda merkezinden" idare edildiği iddia edilmiş. Kendi adıma;
Ben 6 çocuk babası, evi ve dükkanı kira olan bilgisayar tamircisi biriyim. Kadıpaşa M Bostancı Pınarı Cad. Akış Apt N:71/A ALANYA adresindeki Piri Bilgisayar işletmesinde çalışıyorum. Hamdolsun kendi geçimi sağlayacak, namerde muhtaç olmayacak geliri, Rabbim, bu güne kadar bana lütfetti. Araç olarak 2005 model, aynı anda dükkanda servis aracı olarak da kullandığımız bir Opel Combo'ya biniyorum.
Bu işlerden dolayı kimsenin beş kuruşu şu ana kadar nasip olmadı. Gittiğim konferansların bile (1-2 si hariç) masrafını kendim karşılamaya çalıştım. "Ailesiz Toplum" isimli kitabı en ucuz rakama satmak kaydı ile para almadan MARUF/MÜTALAA yayınlarının basmasına izin verdim. Yayın evinin bize hediye babında yolladığı mahdut miktarda kitabı da misafirliğe gelenlere ücretsiz hediye ettim. Alanya'dan tanıdığı olan biri bunu kolayca te'yid edebilir.
Bu işle uğraşanlardan Mücahit Gültekin’i ailecek tanırım. Kendisi ve ailesinde bir üniversite öğretim görevlisinin hayat standardının üzerinde bir hayat standardı görmedim. Hatta tam aksine oldukça mütevazi bir yaşantıya sahipti. Bir kıymeti var ise, ben kendi adıma ona kefil olurum.
Birde Avukat Muharrem Balcı beyi tanırım. Allah kendisinden razı olsun, derdi para olsaydı sanırım kendisini Kızılay Başkanlığından edecek davranışlara girmezdi. Bu işi sahiplenen bir çok kişi daha var, lakin onları yakından bilmem.
Organize falan da değiliz. Hiç topluca bir araya gelmedik. Herkes bulunduğu yerden feryadını kibir dağlarına, fildişi kulelere duyurmaya çalışıyor.
Ben de bu işlerde Çoook BÜYÜKkkk Fonların dolandığını düşünüyorum. LAkin onu alanlar emin olun biz değiliz.
Son söz.
Bu dava bizden çok daha CİDDİ insanları HAK ediyor. Bu DAVA'nın en büyük problemi bizim elimize düşmüş olmasıdır kanaatindeyim.
Selam ve hürmetlerimle (Nasipse devam edeceğiz.)
Dip Notlar:
[1] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:51
[2] O halde söz konusu olan cinslerarası bir eşitliğe erişmek midir yoksa başka bir şey mi? Bizi ilgilendiren yeni ve “eşitlik” öngören kadın ve erkek rolleri değil, “cinsiyet” simgesinin önemini yapı bozuma uğratmak, çözündürmek ve hatta kaybolup gitmesini sağlamaktır. Bu, her şeyin renksiz bir eriyik içerisinde kaybolması gerektiği veya “hegemonial erkeklik”in ve onun karşıtı olarak “kadınlık”in yerine yeni bir “insan olma” normunun ikame edilmesi gerektiği anlamına gelmez; fakat kendini tanımlamanın değişik formlarının ileriye dönük olarak “cinsiyet”ten bağımsızlaştırılması ve böylelikle kendini tanımlamanın değişik formlarının hem erkek hem de kadın için mümkün kılınması anlamına gelir. Böylelikle “gender” kategorisinin nihayet kaybolup gitmesi, “yapı bozuma uğraması” sağlanacaktır; biyolojik cinsiyetin önemi, “saç rengi” yahut “ayakkabı numarası” kategorilerinin önem derecesine indirgenecek ve bu sayede kadın ve erkek için daha çok özgürlük alanı açılacaktır.
[3] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:190
[4] Bu konudaki detaylar için https://www.ahmethakancakici.com/2019/09/2-queer-teori-ahlak-sonras-toplum.html
[5] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:52
[6] Judith Butler: Cinsiyet Belası, s:65
[7] Hetronormativiteyi inşa eden, ahlak ve norm tanımlayan ve Andropos (aziz, evliya) diye tanımlanın “peygamberler” olduğuna dair bir yazı için.   https://www.ahmethakancakici.com/2019/11/3-insan-sonras-toplum-posthumanizm.html

1 yorum:

Anonim dedi ki...

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sefa-saygili/6284-sayili-yasanin-mimarindan-itiraf-31103.html

Yorum Gönderme