Batı zihni ile İslam’a bakmak 2 – Saldır ve Boşalt.

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 17 Mar 2015 5 yorum


Karikatür: Alex Andreyev:Bazen gerçekleri görmek çok acı verici olabilir.
İsmet Özel’in meşhur olmuş sözüdür. “Bize hedefi gösterip “saldır” diyorlar, saldırıyoruz.”
Kötü örnekleri gözümüze sokuyor, abartıyor, ajite ediyor, hedef haline getirip saldır diyorlar. Saldırıp üzerine gittiğimizin, yok ettiğimizin ne olduğunu, toplumdaki işlevini, görevini, anlamını ne biliyoruz ne de merak ediyoruz.

Saldırıp boşalttığımız alanların boş kalmayacağının, mutlaka daha iyileri ile doldurup, yerlerine daha güzellerini ikame etmemiz gerektiğinin bilincinde de değiliz.
Sadece iyi niyetli olduğumuzu biliyoruz. Bu yüzden boşalttığımız alanların ilahi yardım ile dolacağının vehmindeyiz. Lakin dolmuyor.


Boşluklar, bizi boşaltmaya ikna edenler tarafından dolduruluyor.

Mesela; cami, tekke, dergah ve zaviyelere hurafe, bidat yuvası, miskin yatağı dediler. İkna olduk. Boşalttık dergahları, tekkeleri. Halbuki, ne niçin insanların tekkelere gittiklerine dair bir fikrimiz ne de tekkelerden boşalttıklarımızı çağırabileceğimiz bir yerimiz vardı.

Şimdi onlar çağırıyorlar Televizyonlara, AVM’lere, sinemalara, stadyumlara, bilardo salonlarına, barlara….

Televizyonun, oyunun, facebookun başında, halı sahalarda, balıkta, AVMlerde, pasta/altın günlerinde zevklenmeler hurafe, bidat, günah olmazken tekkelerde Allah Allah, hu huu zevklenmelerinin neden hurafe, bidat, şirk olduğu sorusu da aklımıza gelmedi.

Mesela, 30-40 yıl öncesine kadar anlatılan menkıbelerde Hz Ali’yi kılıç kesmez, bıçak işlemez, ok batmazdı. Derisi sadece namaz kılarken yumuşardı. Hz. Ali, Hayber’in dökme demirden koca kapısını bir tekmede yere yıkıp, elinde kalkan olarak kullanırdı.

Hurafe ulen bunlar. Uçtu kaçtı hikayesi, uydurma.  Dediler. Biz de ikna olduk. Bu mantık dışı, insan gücünü aşan menkıbelere, hikayelere saldırdık ve alanı boşalttık.

Sonra Supermenler geldi. Örümcek adamlar, Bentenler, Batmanlar, Himenler, Bruce Lee’Ler, Kara Şimşekler, Polat Alemdarlar …….

Onları da bıçak kesmiyordu. Kurşun işlemiyordu. Bin kişiyi tek başlarına dağıtıyorlardı. Ama onlar hurafe değillerdi. Bidat uydurma falan da değillerdi.

Basit çocuk hikayeleriydiler. Masaldılar. Filmdiler. Boşluğu onlar doldurdular. 
Ama Hz Ali HAK için kılıcını kafirlere, tefecilere, zalimlere kaldırırken, Süperman bankaları (büyük tefecileri) soyanları tepeliyordu. Şüphelenmedik.

Bu hikayelerin/masalların çocukların kahraman ihtiyacını karşıladığını, o kahramanlarla çocuklara(topluma) ahlak, erdem, ruh/yön verildiğini göremedik. Şimdi bizim çocuklarımız birer Superman, Batman olarak dolaşıyorlar.

Mesela, “Geleneksel ailede kadın eziliyor, sömürülüyor, mahvoluyor, perişan oluyor.” Diyerek geleneksel aileyi ve erkeğin konumunu hedef gösterdiler bize. Erkeksi nitelikler (bilgi ve hikmet) kötü örnekler gösterilerek hot-zortculukla bir tutulup aşağılandı. Erkek, kavvamlığı terke (ailenin yönetici ve yönlendiricisi) zorlanarak, kredi kartı/para temin mekanizmasına dönüştürüldü.
Babası dışarı atılan çocuk, annenin eline kaldı. Anne, rahim sıfatı (esirgeme ve koruma) gereği terbiyeye uygun değildi.
Boşluğu yine onlar doldurdu.
Kadına “biz sana öğretiriz” dedirler. Ve kadın gözünü TV’lere ve Tv uzmanlarına çevirdi. Onlarda hem kadını hem çocuğu eğdiler-eğittiler.
Geleneğin kadını kontrol eden din, örf ve ahlak temellerine saldırarak alan boşaltanlar, kadın üzerinden topluma yön verip yeni bir modeli var ettiler.
Kadını kontrol eden çocuğu, çocuğu kontrol eden zamanı kontrol etti.
Mesela; Ulemanın, hocaların, şeyhlerin, melelerin yerlerini boşaltmaya da ikna edildik. Öylesine kırıldı ki alimin/ulemanın saygınlığı, kullandığı kelimenin anlamını bile bilmeyen ergenler tarafından rahatça aşağılanıp, hakaret edilip, tövbeye, İslam’a davet edilir hale geldiler. Artık ümmetin lafı dinlenilecek, öğüdü tutulacak mümin önderleri yok.

Bize verecekleri yeni üstadlar için yer açmak gerekiyordu. Alan boşaltmanın ihalesi bize kaldı.

Mesnevi’deki 2200 rubaiden 3 tanesi cinsel içerikli espri diye Mevlana’yı tukaka edenler, Oscar Wilde’dan alıntılar yapabiliyorlar. Dünya edebiyatının “gay”liği ile meşhur, hemcinsleri ile ilişkilerini kitap haline getiren edebiyatçıları bizi rahatsız etmezken, Mevlana’nın fıkralarından bu kadar rahatsız olma sebebinin, sadece ahlaki endişeler olmadığı kanaatindeyim.

Medeniyetin akıl hocalarının/düşünürlerinin tamamı bir sebep bulunarak kirletilip sözleri dinlenilemez hale getiriliyor.  Gazali, Arabi, Teymiye, Akif, Afgani, Abduh, Said Nursi, Mevdudi, Geylani, Ebu Hanife, İbn-i Sina, Razi, Esed, Şeriati, Yunus kim akla gelirse hizbimize uymayanı kirletmek için adeta yarışa davet edilmişiz gibi çılgınca tüm alimlerimizi kirletip alan boşaltıyoruz.

Yine onlar gelip dolduruyorlar boşalan koltuğu. Her gün sayıları artan uzmanlar gönderiyorlar bize. Bu uzmanlar bize birçok şey öğretiyorlar. Ama edebi, hayayı, haşyeti, merhameti, riyazeti, adaveti, tamahı, ucubu, kanaati, rikkati……..  öğretmiyorlar.

Mesela; geleneksel kıyafetler köylülük, gerilik, zevksizlik olarak sunuldu. Giyim zevkimiz boşaltıldı. Şimdi herkes Batılı insanın giydiklerini giyiyor.

Mesela; yıllarca Türk Sanat, halk, tasavvuf ve tekke müzikleri yasaklandı, aşağılandı, ilkellik olarak görüldü. Müzik zevkimiz boşaltıldı. Onun yerine Batı müzikleri gençlerin kulaklarında yerini aldı.  
Sahih Meselesi;

Sünnet , hadis ve menkıbelerin doldurduğu alanlarda aynı “Sen saldır ve boşalt. Onlar doldursun.” metodu ile tahrip edildi. [i]   
                                                                                 Ahmet H. Çakıcı
Nasip olursa devam edeceğiz.
Önceki Yazı : Batı zihni ile Kur’an Okumak. 1 (İyi de “Doğru”su Hangisi?)
Sonraki Yazı : Batı zihni ile İslam’a bakmak 3 – Kur’an bize Yeter!-1


[i] Diğer taraftan Batılı alimler, hadisin bütünüyle gvenilmez olduğunu göstermek için geniş bir tenkit cephesi oluşturdurlar. Dahası Lammens ve özellikle J. Schacht gibi müsteşrikler “Nebevi sünnet kavramı, Müslüman fakihler tarafından yargı alanındaki ihtiyaca hizmet için düzenlenmiş, ikinci yüzyıl Müslümanlarına ait uydurmalardır.” Diye idiialarda bulunuyorlardı. Fazlur Rahman (Kur’an’ın Tarihsel ve Evrensel Okunuşu. Der: Mevlüt Uyanık S:65)  

Bu yazımı arkadaşlarınızla paylaşın

5 yorum:

Masallah OZEN dedi ki...

Selamün aleyküm ahmet hocam, yine çok hoş bir yazı ve yaklaşım olmuş. Aşağıdaki cümle herşeyi açıklıyor.Bozan biz ama düzelten hep Allah'tır, ancak kendimizi düzeltmek adına hep Allah'ı sorumlu tutarız. Çünkü iradelerimizi kontrol etmek, edep,ahlak,terbiye,adalet yönünden sonuçlarını üstlenmek gibi bir derdimiz yok. Çünkü haklıyız biz hem de hepimiz haklıyız.

"Sadece iyi niyetli olduğumuzu biliyoruz. Bu yüzden boşalttığımız alanların ilahi yardım ile dolacağının vehmindeyiz. Lakin dolmuyor."

Selam ve hürmetler

dr abdullah dedi ki...

bu yazıları 1 2 kişi okumuş olamaz di mi ? Hocam eğer izin verirseniz facebookta sizin adınızla paylaşsak

Ahmet H. Çakıcı dedi ki...

1-2 kişiden az fazla :)) okuyan olmuştur sanırım.
İlginize teşekkür ederim. Çok sevinirim kıymet verip paylaşırsanız.

Okula dedi ki...

Hakan Abi, ben de yazılarınızı sosyal medya ortamlarında paylaşmak, yaymak isterim. İzin var mıdır?

Ahmet H. Çakıcı dedi ki...

Okula, Tabbi ki. Yayılsın diye tezgaha getiriyoruz. Çok sevinirim.

Yorum Gönder