HAKK 4 – “BEN”i HAKK'a bulamak. Şirk-et

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 4 Oca 2016 1 yorum
önceki yazı :
http://ahmethakancakici.blogspot.com.tr/2015/12/hakk-3-ben-sehveti-hakk-gizler.html

Hasan Aycın
“BEN”in kibirlenip, büyüyüp “var”lık iddiasında bulunması “HAKK”ın gölgelenmesi, görülemez olması ile neticelenir. Kişi ile HAKK arasına “BEN” girmiştir. Demiştik. Devam edelim.     
                     
Artık HAKK’lı olmak sadece Aziz Allah’ın razı olması demek değildir. HAKK, “BEN”in de razı olmasıdır. Hem “BEN” razı olacağım, hem “BEN”imin razı olduğundan HAKK.
“Şirk”et kurulmuştur. BEN ve HAKK ŞİRKeti. 


“BEN”;  kendini tatmin etmeyen, razı etmeyen, menfaatini korumayan, görüşünü almayan hiçbir HAKK’lı girişime yüz vermez. Ancak BEN razı olduğunda HAKK’ın rızası aranabilir. Kişisel menfaatlerin rızası, HAKK'ın rızasının (Allah rızası) önüne geçer.  

Her ne kadar Şeytan; "BEN"lik sahibini, vesveseler ile HAKK yol üzerinde olduğuna ikna etsede yol kaybolmuş görülemez olmuştur. Çünkü kişisel menfaat yolunda, HAKK’a rastlanılması mümkün değildir. HAKK  sadece Aziz  Allah’ın (HAKK’ın) yanındadır. BEN veya başka bir isim onun yanına yakışmaz. (Gulhüvellahu ehad)

Altıncı Not. Şirk, “Ben”inin rızasını HAKK’ın rızasına karıştırmaktır. HAKK’ın rızasını “Ben”in rızasıyla aramaktır.

Aziz Allah’a şirk koşulan para, mal, şeyh, sultan, kadın vs değildir. Kişi hep “BEN”i şirk koşar. Paraya, mala, şeyhe vs eğer “BEN”in menfaatine çalışacaksa itibar eder. Mesela “BEN”i Cehennemden alıp Cennet’e koyacaksa, ev, araba, yat, kat verecekse, bir hastalığı, bir musibeti başından savacaksa.

Yani peşinden koşulan kişiye ancak “BEN”e hizmetçi olacaksa itibar edilir. Bu bilinç Peygamberleri, şehitleri, geçmişin kıymetli kişilerini ve hatta alemlerin Rabbi aziz Allah’ı “BEN”in hizmetçisi[1] yapmaya çalışır.  Yüceltilmeye çalışılan “BEN”dir.

“BEN”in menfaati “HAKK”ın önüne geçer. Ancak kişinin meydana direk “BEN” diye çıkması mümkün değildir. Çünkü “BEN”imin insanlar katındaki itibarı ancak diğer insanların itibarı kadardır.  Bu nedenle kişinin "BEN"ini HAKK kılıfı içine saklaması, kendini HAKK olarak takdim etmesi gerekir. 

O’nun HAKK dediğinde kastettiği “BEN”in beklentileri, çıkarları, fikirleri, öfkeleridir.

Şirk “BEN”i, HAKK diye sunmaktır.

İnsan için bundan sonrası zulmün tarihini yazmak olur.

Kişisel menfaatin HAKK’ın rızası ile bir tutulması (şirk) , HAKK’ın(adaletin,doğrunun) örtülmesi (küfür) anlamına geleceğinden, "BEN"ciliğin/"BEN"cilliğin gelişmesi ile zulüm ve küfür meşrulaşıp normalleşir.

“BEN”lerini tatmin etmeye çalışanlar, “HAKK”ın huzurunda tutunamaz, kovulurlar. “BEN”lik üzerine ısrar, HAKK’sızların safında yer almakla, HAKK’sızlıkla  son bulur. 

"BEN”cilik kişiyi HAKK’sızlığa (Allah’sızlığa) mahkum eder.

 “Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür.”
Lokman (as)’ın, Lokman Suresinin başında oğluna verdiği bu öğüt, şirkin (kişinin ya da toplumun kendini, fikrini, menfaatini HAKK diye tanımlamasının) büyük bir zulüm olduğunu söyler. Şirkin (kişisel menfaatlerin HAKK'ın hatırı ile bir tutulması), toplumun HAKK’ı terk etmesine, HAKK’lıların ve mazlumların yalnızlaşmasına dolayısı ile zulmün, zalimlerin, HAKK’sızların elinde toplumun mahvolmasına neden olur.

HAKK’ın, “BENin menfaati” olarak tanımlanması Fransız devriminden beri devletlerin sistemleştirerek  uyguladığı modeldir. İlk kez 1938 yılında Hitler, Alman halkına yapmış olduğu bir konuşmada bunu itiraf ve formüle eder. “HAKK, Alman ulusunun menfaatine uygun olandır.”[2]  

Ne yazık ki; Modern ulus devletlerin HAKK’ı ulusal/kişisel çıkarlara, menfaatlere endeksleyen anlayışı kitlesel zulümlerin dahi meşrulaşmasına neden olmuştur.

Ulus devletler, toplumlarının çıkarları için başka coğrafyaları sömürgeleştirmeyi, kitlesel katliamlar yapmayı, toprağı, havayı ve suyu zehirlemeyi HAKK namına(toplum çıkarına) yapar hale gelmişlerdir.

İlk mizansene dönüp üzerinde konuşmadığımız son figürü konuşalım. Simitçi, simitçiye zulüm eden(HAKKsız), HAKK’a taraf olan ve zalime(HAKK’sıza) destek olanın haricinde birde tüm bunları sadece seyredenler vardı.

Sadece seyredenler, seyirciler her zaman en kalabalık olanlardır.

Onlar da HAKK’ı görüyor, onlarda HAKK’ı tespit ediyorlar.   

Ancak HAKK’a taraf olamıyorlar. 

Mazeretleri var. Bahaneleri.

Şeytan ayetlerin arasından fısıldıyor; “Onlara vesveseler vereceğim, korkular, kuruntular ve bahaneler.”

Büyük kalabalıkların, seyircilerin ve benim bahanelerimiz var. Mazeretlerimiz.

Vesveseler[3], korkular.

Son söz niyetine.

Şemseddin Yeşil Efendi’den alıntılayalım  “Hane-i kalbinde HAKK’tan başka bir mihmanı (misafir) olmayan kimseye Hazreti İnsan denir.”
                                                                                                                    Ahmet H. Çakıcı




[1] Safiüddin Erhan Bey'den alıntılayarak.
[2] Şeyla Benhabip, Buhran Çağında Haysiyet
[3] Kaf 16 Andolsun insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini (fısıldadığını) biliriz.
4/119 “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim..”

1 yorum:

Masallah OZEN dedi ki...

Muhteşem bir yazı. "Ancak BEN razı olduğunda HAKK’ın rızası aranabilir." sözü çok hoşuma gitti. Bu da ibadetteki şirk, yani kendini ibadet ederken mutlu görmek ve vazifesini tamamlamış havası vermek gibi.
Allah razı olsun.

Yorum Gönderme