Çıkdum Erik Dalına

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 13 Eki 2017 1 yorum
Şey'en Lillah , Allah için bir şeyler.
1. Kıta
Uğurlayın yapdum ana bühtan eyledi bana
Bir serçe geldi eydür kanı aldın kızımı

(Hırsızlık edip malını çaldım diye iftira eder
Bir serçe geldi, niçin aldın kızımı der)



"Serçe", hayvani şehvet ve hissi lezzetlere fazla meyilli, hoppalığın, geçiciliğin sembolüdür. Bu hali ile Dünya sevgisidir.

Dünyanın/Zamanın, insana yar olabilecek, bir tek "güvenilir çocu
ğu" vardır. Ben, işte o güzel ve hayırlı kızı; çalıp, kendime nikahladım. (Allah rızası, salih amel, hayır, hasenat...)

Bilmeyen, anlamayan
şehvetperestler; neden Dünyanın keyfine varmazsın, zamanın acuze kızlarına bakmazsın diye iftira eder.

2. Kıta

Çıkdum erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı geldi eydür u
ğurladun kozumu (Yunus Emre)

(Erik Ağacına çıktım, orada üzümü yedim
Bostancı kızdı bana, "Niye yedin cevizim?"

Eriğin; dışı yenir içi yenmez. Zahiri ameller gibidir. Halka gösterilir, halkla beraber yapılır. Ama özü, maneviyatı yoktur. Kocaman bir çekirdeği vardır. Yani enesi/Beni kocamandır. (Şeriat, adalet, halkın ve diğerlerinin üzerinde durduğu dal budur. )

Eğer şeriat dalında ısrarcı olunup, devam edilirse; Ayette buyrulur ki; "Allah'tan korkun, o size bilmediğinizi öğretir." emri gerçekleşir.

Erikte, yani zahiri amellerde devamlı olunursa, İnsan'a Üzüm verilir. Üzüm, her şeyi ile yenir.  Her zerresi faidedir. Çekirdeği enesi/beN'i yok edilmiştir. ("Gizli gizli, batın da yapılan ameller" gibi.) Üstelik üzümün şarap, şıra, pekmez, sirke gibi ek faydaları olduğu gibi bu halinde kendine has neş'esi, manevi zevkleri vardır. (Tarikat, Aşk ile Hakkın yolunu tutma makamıdır. Kişi, Rabbinden razı olur. Yani O'ndan gelen her şeye gönlüyle "elhamdülillah" der. )

Bu halde devam edenler; Cevize ulaşırlar. Cevizin en dışı yeşildir. Onun altında sert kabuk vardır. Daha altında sarı ince zar, onun altında daha da ince bir zar ve en son ceviz vardır. Bu HAKikat makamıdır. Dışarıdan bakan tatsız tuzsuz, acı, ağzı burkan, elde leke bırakan, sert bir şey görür. Dış kabuğu aşan sert tahtayı fark eder. Halbuki için nimettir. Hz. Musa ile Hızır hikayesinde olduğu gibi; tahrip edilen gemiden, öldürülen çocuktan Hz Musa'nın (sav) gördüğü başkadır, Hızır'ın yaptığı iş başka. Aslı görebilmek, sabır, çaba, gayret, teslimiyet ve bir sürü ön yargının kırılması ile olur. Bunları yapamayanlar HakK'ı sert kaba adamın başını yaran bişi olarak görürler.

Kişi cevize, Hakikate el uzatınca, Bostan'ın sahibi Resul veya irşad sahibi, mürşid kızar ve "Hem erik (şeriat), hem üzüm(tarikat), hem ceviz (HAkk) aynı anda aynı koltukta olmaz," diyerek müridi azarlar. Burada da Hz Yusuf'un kardeşleri için şeriatten, adaletten, kısasdan vaz geçip AF ve merhameti tercih etmesi hatırlatılır.

3. Kıta

Bir küt ile Güreşdüm, elsiz ayağum aldı
Anı da yenemedim, göyündürdüm özimi (Yunus Emre)

Elsiz, ayaksız bir "küt", kötürüm olan "Dünya" ile bütün ömrümce güreştim. Lakin o benim sırtımı yere vurdu. (Öldüm-O'ndan hiç bir şey alamadım.)
Ancak özümü(BENli
ğimi-egomu -menfaatçiliği mi) göyündürerek yani yakarak, öldürerek, kemale erdirerek elde ettiklerim başka.

Ömrüm boyunca mal mülk biriktirmekle uğraştım. Elimde canım yanarak  ona buna verdiklerimden başka bir şey kalmadı.

4. Kıta

Balık kavağa çıkmış zift turşusun yimeğe
Leylek koduk do
ğurmuş bak a şunun sözüni (Yunus Emre)

(Balık kavağa çıkmış zift turşusu yemeğe
Leylek, e
şek(sıpa) doğurmuş bakın hele sözüne)

Balık, denizde olmalı ve oradan faydalanmalıdır. Eğer balık (ilim öğrencisi) feyz alması gereken alanları (denizleri) terk eder de meyvesi olmayan kavak ağacına (boş işlerin peşine), gerçekte kendisine zift kadar faydası olmayacak herkesin bildiği, işlene işlene turşusu çıkmış hazların peşine düşerse, helak olur.
Leylek Mesnevi'de kuşların şeyhi diye geçer. Ve onun Lak lak ları Allah'ı anmak zikir olarak bilinir. Eşeğin sesi Aziz Kur'an'da seslerin en çirkini olarak tarif edilir. O halde Büyük şeyhlerin, ilim adamlarının çocukları (öğrencileri) boş meselelere dalarak kendilerini helak etmiş, konuştukları meseleler hiç bir işe yaramayan eşekler olmuşlardır. Büyük alimlerin, eşekleşmiş talebelerinin sözlerinin kıymeti yoktur.

5. Kıta

Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynatdum
Ne bu diyüp sorana bandum virdüm özümü (Yunus Emre)

Kerpici, kurutulmuş toprağı (insanı) koydum kazana (Dünya'ya), pişsin olgunlaşsın diye. Onu poyraz ile (soğuk Kuzey Rüzgarı) pişirmeye kalktım. (Poyraz, soğuk rüzgar olduğu için bitkilere canlılık/hayat vermez, aksine onları kurutur.)
İnsanın pişmesi için ateş (dert, sıkıntı, çaba, gayret) gerekir. Hava/heva ile pişmez. (Hava ve heva içi boşluğu ifade eden aynı kökten kelimelerdir.)Ömrünce heva peşinde koşan, bir dava edinemeyen, sıkıntıya gelemeyen, ateşten(dertten) kaçan insan olgunlaşamaz, kemal bulamaz. Aksine bir kerpiçken kazanın içinde erir, olan varlığını da kaybeder çamur olur.
Eğer ondan bir yardım istersen, kendisinde olandan başka bir şey veremeyeceğinden, senin eline kuru bir çamurdan başkası geçmez.

6. Kıta

Bir bağaya sataşdum gözsüz köpek yoldaşı
Sordum haber virmedi Kaysarıya’dur azmi

(Bir kaplumbağa ile konuştum, kör bir köpekmiş yoldaşı
Sordum niyetini, cevap vermedi, Kayseri’ye gitmeye çalışıyordu.)

Kaplumbağa; sırtında taşıdığı evi, önüne ne gelirse yemesi, ağırlığı, sakinliği ve hilmi ile tam bir derviştir. Yunus, kendisini bu kaplumbağa ile özdeşleştirerek, çevresinde bir mü’min derviş olarak bilindiğini söylüyor. Ama bu derviş gibi görünenin yoldaşı, kör bir köpek: Köpek insanın nefs-i emmaresine işaret diyor olabilir. Nefs, insanın hayvaniyatıdır. Hikmeti ve aklı yoktur. Ufku görüp, Ahiret’e yüzünü dönemez. İyi ile kötüyü ayırt edemez, her aklına esene saldırır.  
Bu derviş kılıklıya sordum, nereye gittiği anlamaya çalıştım. Sustu cevap vermedi. Ama O’nun yönünün Kayseri’ye dönük olduğunu fark ettim. Kayseri o dönemde Roma Valisi’nin (Kayser’in şehridir.) Yani meşru olmayan, mü’min ve Müslüman olmayanların gittiği yöne yönelmiştir. Yine kastedilen İnsanın Tanrılaşma Temayülü. Yani Güç ve kudret isteği.
Bu kaplumbağa görünümlü derviş içinde “Kayser/firavun” olma hevesi taşıyor.
Mesnevi’nin sonunda anlatılan Allah’a dua et ki sana güç verilmedi. Böylece sende ki Firavun sendeki Haman sendeki, Bel’am ortaya çıkmadı. Eğer sendeki Firavunluk istidadı fırsat bulup da ortaya çıksaydı ve binlerce sene sana da lanet okunsaydı, halin ne olurdu? Meselesi de sanırım bu minvaldedir.


7. Kıta 
"İplik verdim çulhaya, sarmış yumak eylemiş
Becid becid ısmarlar, gelsin alsın bezini

İki anlam vermek istiyorum. Birincisi;
İplik, dünyanın emelidir. Ellerimi iplik gibi art arda ekledim. Sonunda bir kumaş çıksın istiyordum. Ama o emellerim boş işler olduğundan, ortaya çıka çıka bir emel yumağı çıktı. Yumak ne giyilir, ne örtülür. Sonra Azrail elindeki kumaşı gösterip, ciddi ciddi; "Sen ömrünü boş işler ile telef edip hayırlı bir şey çıkarmadın, şimdi tüm hayat kumaşın, yapıp ettiklerin benim elimde senin de bana gelme sıran geldi" der.

İkincisi;
Bir şeyhe, bir üstada, bir hocaya kendimi verdim. Ben iplik gibi dağınık halde idim. Beni toparlasın istedim. Ancak o şeyh efendi sahtekar çıktı. İplik dokumayı, insan terbiye etmeyi bilmiyordu. Dokuyup bez etmek yerine aldı beni doladı, top yumak etti. Şimdi de ciddi ciddi sanki maharetli bir şey yapmış gibi sen kumaş oldun, kemalata erdin der.
(Allah doğrusunu bilir.Ben bu kadar anlayabildim.)
(Bu yazıda Suat Ak Bey’in Çıktım Erik Dalına adlı eserinde verilen İsmail Hakkı Bursevi’nin yorumlarından faydalanılmıştır)

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Kendinde bulamayan,başkalarının bulduğuna bakar. Manevi ilimlere yaşayarak varis olunur,kuru kuruya okuyarak,yorumlayarak değil.Nefs ilham'a mazhar olacak seviye'ye gelmeli,yoksa hep taklid'de,tesviş'te kalır

Yorum Gönderme