“Kadın ve Huzur” 2 - Bir arada mümkün mü?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 5 Kas 2016 1 yorum
                                                                                                            Muharrem / 1438

 Ne yazık ki Kur’an, modern zamanlar Müslüman’ı için referans kaynağı olma vasfını yitirmiştir. 
 (Atasoy Müftüoğlu) 

İlk yazıda Bakara 228. Ayetten hareketle modern hayatın kadına, erkeğin “er”liğini kırmayı öğütlediğini anlatmaya çalışmıştık. Devam edelim.


Artist olma hayali ile evden kaçıp, kötü yola düşen eski Türk Filimlerindeki iyi niyetli saf kızı  oynuyoruz. Modern, çağdaş, kültürlü, zengin, başarılı, üst düzey biri olmak için çıktığımız yolda aileyi, çocukları, akrabaları, komşuları, ihtiyarları ve huzuru kaybediyor, elimizde antidepresanlar yalnızlık içinde çırpınıyoruz.

İslamcı bir gazetenin Pazar ekinde güzide bir ablamız Modernist jargonu sahiplenip uzun uzun anlatıyor; “.. kadınlar evlere hapsolmamalı ….. güçlü olmalı,………. ayakları üstünde durabilmeli…”

Modernist Protestan medya, kadının “eve hapsolmaktan” kurtulup iş sahibi olduğunda Merkel veya Angelina Jolie gibi bir şey olacağını düşündürtüyor. Lakin kadınların çok büyük çoğunluğu için “eve hapsolmaktan” kurtulmak demek, bir fabrikaya, bir ofise veya bir tezgaha mahkum olmak demek. Ama oralar hapishane değil, özgürlük(!) alanları. Bir hastahanede veya konfeksiyon atölyesinde 12 saat mesai yaptığınızda özgürlüğün zirvesine ulaşmış “evde hapsolmaktan” kurtulmuş oluyorsunuz.

Medya, aile içi zulüm örneklerini büyütüp, tekrarlarla gözümüze sokup ev hanımlarının berbat bir hayat yaşadıkları algısını yerleştirmek için çırpınıyor. Ama hanım efendilerin sanayide, fabrikada, otelde, temizlikte çalışırken karşılaştıkları sıkıntıları, tacizleri, meslek hastalıklarını özenle gözlerden kaçırıyor. Eve hapsolmaktan kurtulup memur, işçi olabilenlerin Cennete kavuştukları algısını yayıyor. Para için çalışmayı öyle kutsal bir şey sayıyor ki; eğer fuhuşu bile para karşılığı yapıyorsanız fahişe olmuyor, seks işçisi oluyorsunuz. Seks işçisi olduğunuzda medyada eve hapsolmuş kadın kadar horlanmıyorsunuz.

Ev hapishane olursa, özgürlük için aşılması gereken gardiyan kim oluyor?

TV’lerden her gün onlarca eğitmen, kadının güçlü olması gerektiğini anlatıyor. Ama kadının kime karşı güçlü olacağı, kiminle güç yarışına ve hesaplaşmaya gireceği söylenilmiyor.

Patronuna, müdürüne, şefine veya müşterisine karşı mı?
Olur mu öyle şey?

Kadın, kocasına veya babasına karşı kışkırtılır, patronuna karşı değil.  Ki kolayca “er”ini/gardiyanını aşıp bir tezgah başında, bir vergi dairesinde veya çamaşırhanede patronlarına hizmet edip özgürlüğün tadına(!) varabilsin.

Hükümetlerin zenginleşmek için aceleleri var. Üstelik insanlığın zirvesinin Batı Aklı olduğuna emin olduklarından, Batılı Protestan aileden daha iyi bir aile modelinin olabileceğine inanmıyorlar. Bu nedenle Kadın ve Aile Bakanlıkları üzerinden topluma zengin Batının Protestan aile modelini dayatıyor, projelere kredi veriyor, reklam kampanyaları düzenliyor, bilinçaltı mesajlar yüklü filimler çekiyorlar.

Fabrikaları kadın işçilerle doldurabilmek için aile yapısı ile oynayanların bunca dağılan ailede, perişan olan çocukta, cinayetlerde hiç mi dahli yok? Bütün her şey, durup dururken manyaklaşan kocaların suçu mu? “Neden manyaklaşıyorlar, neden ailenin sorumluluğundan kaçıyorlar?” sorusunu sormak arı kovanına çomak sokmak gibi. Üstelik bir sürü “kadın severin” (?) aşağılamasına maruz kalmak cabası.

Halbuki Modern hayat “kadın”ı sevmiyor, yüceltmiyor. Aşağılıyor. Kadını erkekler gibi olmaya, erkeksileşmeye, sertleşmeye, mücadeleciliğe zorluyor. Başarılı kadın, “Erkeklerle yarışabilen kadındır.” Diyor. Ama erkeklerle yarışabilen kadında "kadınlık" kalmıyor. O bir "erkeksi" oluyor. "Erkeksi" kadın iş dünyası için çok faydalı ama huzurlu bir evlilik  için değil. Çünkü, “homoseksüel-kadınsı” bir erkekle beraber olmak kadın için ne demekse; “erkeksi” bir kadınla beraber olmak da erkek için o demektir.

Modernist söylem, kendi erkeğinin yanında kadınlığını koruyabilen kadını aşağılıyor. Cilvesi, işvesi, itaati, yumuşaklığı yani kadının, “kadın halleri” aşağılanarak hor görülüyor. Bunlar dışarıdaki erkeklere sunulabilecek meziyetlere dönüşüyor. Kendi evinde güçlü, mücadeleci, itaatsiz, işvesiz, cilvesiz, erkeksi bir hanımefendi dışarı çıkarken süslü, bakımlı, kibar, anlayışlı bir hanım efendiye dönüşüyor.

(Bu, “kadının” başkalarının erkeklerinin hizmetine çağrılması değil midir? Karısının/kızının başka erkekler için süslenmesinin normal olduğunu kabul eden erkek Modern ve Çağdaş erkek olarak sunuluyor. Eğer karınızın/kızınızın başka erkeklere süslenmesinden rahatsız oluyorsanız, korkarım ki siz bir “barbar”sınız.(!))

Evinde işvesini yitirmiş, sertleşmiş, güçlenmiş, idareyi eline almış kadın; “evinin erkeği olmuş” kadın demektir. Ama bir eve iki erkek fazla geleceğinden; yeri işgal edilmiş olan erkek ya kadınsılaşmayı ya da kadınla savaşı kabul etmek zorunda kalır. Genelde ikisini de kabul etmeyerek kaçar ve ailenin tüm yükü kadına kalır. Sonuçta kaybolan huzurdur.

Modern zamanlarda Müslümanlar için Aziz Kur’an referans kaynağı olma yetisini kaybettiğinden kurulan aileler Modernist Protestanizmin etkisi altında kuruluyor. Her ne kadar ayetler farklı yönleri işaret etse de her yönden saldıran uzmanlar bizi Amerikan Protestan aile modeline ikna ediyor.

Halbuki Aziz Kur’an’ın tavsiyeleri anladığım kadarı ile farklı yönde;

“……..Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi(kavvam) ve koruyucusudur.  Salih kadınlar, gerçekten Allah'ın koruduğu mahremiyeti koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır.”  Nisa 34
(Aman Allah’ım düzeltilmesi gereken, Aziz Allah’ın yanlış buyurduğu (haşa) bir ayet daha. Hemen, hiç vakit kaybetmeden, acilen ufku geniş hocalarımız bu ayete de Batı’ya göre ayar vermeliler.)

Nisa Suresindeki bu ayet, daha önce bahsi geçen ayetin tefsiri gibidir. Erkeği kadının üzerine (aileye) “kavvam” (Yönetici) tayin ettik. Kadınların hayırlıları mahremiyetlerini koruyup itaatkar olanlarıdır. Diyor.

Kadim İslam toplumlarında kadınların erkeklerin ardında yürümeleri;  Kur’an’ı ciddiye almış, “erkek bir adım öndedir” ayetini fiziken de hayata geçirmeye çalışan toplumdan bir fotoğraftır. Yine kadınların kocalarına “Efendi” veya “bey” diye hitap etmeleri, vahyi ciddiye alan bir toplumda kadının erkeğin kavvamlığına gösterdiği saygı ve hürmettir.

30-40 sene önce, kadınlarının kocalarına isimleri ile “HASAANNN” diye hitap etmesi mümkün değildi. Bugün hanımefendiler kendilerini zorlasalar da kocalarına böyle hitap edemezler. Çünkü  TV’lerden Amerikan Protestan aile mantığı üzerine şekillendirildik.

 TV’lerdeki rol model kadınlar; aile içinde kocalarına karşı güçlü, asi, buyurgan, yöneten, kontrol eden, kocasına “HASANNNN” diyen kadınlar. Bizde etkileniyor ve onları taklit ediyoruz.
Ama o rol model kadın iş yerine gidince değişiyor. Patronlarına karşı son derece saygılı, hürmetkar, itaatkar, sadık, emre amade ve “Hasan Bey, Buyrun efendim.” diye hitap eden bir kadın oluveriyor. Evde kocasına itaat etmeyi zül kabul eden artist kadın,  patronundan emir almaktan hiç gocunmuyor. Biz bunu da filimlerde görüyor ve taklit ediyoruz.

Patronunu "BEY" kabul edip, itaate ve saygı göstermeye çağrılan kadın, kocasına karşı mücadele ve seviyesiz bir ilişkiye yönlendiriliyor. Aileye nasıl bir ateş saldıkları umurlarında değil.

Kocaya “Bey” ya da “Efendi”  demekle saygı mı olur, bu samimiyettir vs diyerek itiraz edeceklerde çıkacaktır. Lakin hanım efendiler aynı samimiyeti patronlarına, müdürlerine gösterip  “HASANNNN” diye hitap edemiyor. O zaman saygısızlık oluyor.

Yönetene saygı gösterilir. Erkek artık kavvam/yönetici değil ki; ona saygı gösterilsin. Çünkü Modernist Protestan ailede yönetici/kavvam erkek değildir. (Kadında değildir.)

Erkek  kavvamlığını terk etmeye ikna edildi. Kadın erkeğin kavvamlığını tanımamaya. Artık kadın ve erkek birbirine eşim diyor. Eşimin eşiyim – eşitiyim ben diyor.  Eş-itler arasında yöneticilik mi olur? Orada ancak kimin dediği olacak mücadelesi olur.

Demiştik ya İslam aileye referans olamıyor diye.

Geylani Efendinin, "Ailede  huzur”u anlatırken üzerinde durduğu ikinci ayet Bakara Suresi 187. Ayet ; “Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise gibisiniz.”
                                                                                         Ahmet H. Çakıcı /ALANYA

Çok uzadı. Nasip olursa bir sonraki yazıda "elbise / örtü meselesi"ne gireriz.   
           
Sonraki yazı : http://ahmethakancakici.blogspot.com.tr/2016/11/kadn-ve-huzur-3-bir-arada-mumkun-mu.html
                                               

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Eline koluna diline gönlüne sağlık Hakan kardeşim Selam ve dua ile.nevzat dölcü

Yorum Gönderme