Batı zihni ile İslam’a bakmak. 4 – Sahihte nedir?

Yazar : Ahmet H. Çakıcı Tarih : 8 Nis 2015 0 yorum

Önceki yazıda İslam Topluluklarının odaklarındaki bozulmanın medeniyetleri ile ilişkilerini bozduğunu anlatmaya çalışmıştık. Kaldığımız yerden devam edelim.

Modern zamanların Müslümanı kendi medeniyetini, kendi alimlerinden/kaynaklarından öğrenmek yerine kulaklarını müsteşriklere çevirme tuzağına düşünce, kendi medeniyetinin kelimelerini anlayamaz, mantığını kavrayamaz hale geldi. 


Batılı büyücüler/müsteşrikler de, bu kelimeler üzerinden modern zamanlar Müslümanına  İslam medeniyetini “boşaltma”, tasfiye etme görevini verdi.  Müsteşriklerin kelimelerinden İslam Medeniyetini okumaya çalışan Modern zamanlar Müslümanı İslam Medeniyetinin Amerikan pozitivist protestan hayat modeline teslim olmamış İslam Medeniyetinden geriye kalan her ne varsa  düşünce, kurum veya ritüele saldırmayı din zanneden bir mantığa programlandı. Müsteşriklerin dışarıdan İslam'a bakışlarını içeriye taşıdılar.

Müsteşriklerin bakışı ile İslam'a bakan modern zamanlar Müslümanı İslam Medeniyetini besleyen kaynakları kurutup işlevsiz kılıyor. Modern zamanlar Müslümanının saldırıp boşalttığı alanları neyin doldurduğunu görebilecek basireti de hikmeti de yok. Bu yöntemle İslam toplumlarında oluşturulan boşluk pozitivizmle doldurularak İslam toplumları dönüştürülüyor. Modern/Modernist Müslüman her geçen gün biraz daha kendisini de toplumu da Amerikan protestan yaşam formuna monte ediyor.

İslam yaşam formuna saldırarak toplumu salatından, namazından, orucundan, Haccından, zekatından ve hatta kitabından şüpheye düşürüyor. Yaptığı Kur’an yorumlarını, anlattığı Kur’an kıssalarını peygamberin tanıması mümkün değil. Ne tesettürünü koruyabiliyor, ne edebini ne de sünnetini. Cuma namazının haftalık ayine, abdestin vaftize dönüşme sürecini izliyor. (Bknz Hakkı Yılmaz) Kutsallar, teker teker soluyor. Gelecek nesle taşınmaya değer anlamlar, haller kalmıyor.  Gayb, Şeytan, melek, haşyet, edep, tevazu, kanaat, salah, ucub, adavet, kibir, tamah gibi medeniyetin davranış biçimleri, halleri ile birlikte dili de terk ediyor.  

Ruhu bunalan modern zamanlar Müslümanı, “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.”[i] Ayetini okudukça kendinden mi, Kur’an’dan mı şüpheye düşeceğini bilemez hale geliyor. Okuduğu Kur'anla ne kendi huzur buluyor nede çevresine huzur vaad edebiliyor.

Modernist hareketin tersten okunması; Modern Selefi düşünme biçimleri.

İslam’ı/Müslümanları dönüştürme hareketine tepki olarak gelişen daha çok modern zamanların Selefi kökenli mantığı ise vakıanın tersten okunması gibi. Bu düşünce biçimi sadece hizbine/grubuna yakın gördüğü alimleri, eserleri kıymetli görüyor. Kendi kaynaklarına,görüşlerine dayanmayan hiçbir kaynağı ve düşünceyi umursamıyor. Red ediyor..

Kendi kaynaklarının bilgisini fıkıhlaştırarak  (kanunlaştırarak), itikad (iman) meselesi olarak sunuyor. Kendi düşünce biçimini kutsuyor. Kendini kutsuyor. Yüceltiyor. 

Hükmü Allah’a bırakmaya gerek yok. O’nun HAK’kı elinde tutan kulları olarak, hükmü pekala biz de verebiliriz diyor. 

İtikad anlayışı, erdemi veya Hz İnsan’ı tanımlamıyor. Ötekini tanımlıyor. Ötekileştiriyor.

Kendi zamanının çocuğu olmadığı için ürettiği fıkhi mantığı uygulayabileceği bir alan bulma imkanı yok. Bu yüzden olsa gerek, üretilen fıkıh veya itikad sadece tekfir işine yarıyor.

Bu düşünce biçimi Modernist hareketle anlaşamasa da geleneğin dolayısı ile medeniyetin üzerine oturduğu dinamiklerin tasfiyesinin gerektiği konusunda onunla hem fikir.[ii] O’nun da dilindeki düşman Batı Emperyalizmi. Ama saldırdığı , İslam Medeniyetinden geri kalanlar.

Oda sadece boşaltıyor.

Bu düşünce biçimi bir taraftan geleneksel İslam Medeniyetini toplumdan tasfiye ederken diğer taraftan Müslüman dokuyu parçalama ve düşmanlaştırma işlevi görüyor.

Anlattıklarımızı "sahih"kelimesi üzerinden örnekleyerek açıklamaya çalışalım.

Modern zamanlar müslümanı "sahih" olanı; "senedi, ravisi, tarih içindeki gerçekliği sağlam" olarak anlıyor.

Ancak tüm senet ve ravi zincirleri sağlam olsa bile, aynı olayı seyreden onlarca kişinin olayı değerlendirmeleri birbirinden farklı olabilir. Çünkü Aziz Allah, kudreti neticesi herkesi farklı farklı yaratmıştır. Her canlı kendi gözünden bakıp, kendine has görür ve ancak görebildiği kadarını anlar ve anlatır. 

Burada sorun anlatılanların farklı olup olmaması, aynı şeyi anlatıp anlatmadıkları veya doğru anlatıp anlatmadıkları değildir. Çünkü hiç kimseden Hak’kın tüm yüzlerini görmesi beklenemez. Hiç kimse tüm boyutları ile değerlendirip, anlatamaz. Nakledemez. Anlatılan her zaman eksik kalır. Buna odaklanmanın anlamı yok. Bu anlamdaki "sahih" (eksiksiz, tam, aslın aynısı) insan için mümkün değildir.

Sahih kelimesinin sözlük anlamı, “1- Sözün anlatmak istenene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi  2- Ölçünün ölçülene çok az da olsa bir ayrım bırakmaksızın, tıpatıp uyması 3 -Doğruluk kuralına uygun olan.”

Gelenekte sahih kelimesi Kur’an’ın ölçüsüne uygun. Hz peygamberin sünnetine yakışan anlamında kullanılıyor. Modernistlerin kafa karışıklığı onlarda yok.

Nerede, kim söylemiş, kim duymuş gibi soruları yok. Başka bir şey soruyorlar.

Anlatılan rivayetin “öğüdü” Kur’an’ın mesajına, Resulün “teklifine” uyuyor mu? Uyuyorsa sahihtir. Uymuyorsa sahih değildir.
Sırat-ı mustakimi[iii] işaret ediyor mu? Ediyorsa sahihtir. Etmiyorsa sahih değildir.

Aynı olay üzerine gelen rivayetlerden hangisinin hissesi, Kur’an’ın inşa etmeye çalıştığı “Hz İnsan”’a hizmet ediyorsa o sahihtir. Diğeri değildir.

Hedef, toplumu, insanı terbiye etmektir. Entellektüelleri, profesyonelleri veya egoyu tatmin etmek değil.

Şurdan anlatmayı deneyeyim; anlatılan olayın bin tane şahidi olsa, eğer olay güzel örnek değilse anlatılmaz. Çünkü sahih değildir. Kur’an’ın tavsiye ettiği ahlaka uymaz. Çirkin örnektir.

Dedikodudur. 
Dedikodu çirkin doğrunun anlatılması, reklamının yapılmasıdır. Olmamışın anlatılması iftiradır. Çirkin doğrunun taşınması yani dedikodu haramdır. Resul’ün zamanından bile gelse.

Anlatılan olayın içinde ejderhalar, devler, uçanlar, kaçanlar olabilir. Olay peygamber devrinde geçmiyor olabilir. Hiçbir senedi sepeti yoktur. Lakin verdiği mesaj ile Kur’an’ın önerdiğine hizmet ediyorsa sahihtir. Topluma anlatılır.

İstenen toplumda “hayr”ın ayağa kalkması, yayılmasıdır.

(Hayr’ola, hayr’olsun, hayırdır, hayırlı günler, hayırlı geceler, hayırlı sabahlar, hayra yoralım, hayırla git hayırla gel, sonunu hayr eyleye, hayırlı olmak, hayır dua etmek, hayır dua almak, hayır beklememek, hayırlı bitmemek, hayr etmemek, hayra alamet, hayırdır inşallah, hayrı olmak, hayrı dokunmak,  Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr )

İslam'ın hedefi teknoloji veya modern ilimler üreten bir topluluk var etmek değildir. Ürettiği hareket veya nesnenin deneylenebilir veya ölçülebilir olup olmadığını sormaz.  “Hayra hizmet edip etmediğini” sorar. Rivayet zincirinin ispat edilebilir, ölçülebilir olup (gerçek) olmadığını değil, rivayetin verdiği mesajın hayra çağırıp çağırmadığını hesap eder.

Burada durup müsteşriklerin senedi sağlam anlamındaki "sahih" anlayışına bakalım. Bu anlayışla hayra işaret eden yada etmeyen hadis, sünnet, icma, kıyas, ulema ve ulemanın eserleri hepsi çöp hükmündedir. Çünkü ne bu kelimelerin onlar tarafından yazılmış ya da söylenmiş olduğunu nede onların bizim anladığımız manada söylediklerini ispat edebiliriz.

Bu haliyle tüm bunlar "sahih" değildir. Çöptürler.

Farkındaysanız bir hamle ile tüm medeniyeti, tüm hazineyi, İslam medeniyetinin tüm beynini, aklını, tecrübesini, tüm direnç noktalarını yok etmiş oldunuz.

Dikkat edin Kur'an dahil.
Kur'an'ın vahiy olduğunu peygamberin bize ulaşan sözlerinden yani hadislerden biliyoruz.
Hadis yok ise, şüpheliyse Kur'an'da yoktur. Oda şüphelidir.
Modern zamanlar Müslümanı bunu anlayacak durumda olmasa da kastedilen Kur'an'ın da sahih olmadığı uydurma, Muhammed'in lafı olduğudur.

Geleneksel İslam Medeniyeti mükemmeldir. Kusursuzdur. Harikadır. Acayip bişidir. Demiyorum. Aksine çoookk ihmal edilmiş, harap ve viran olmuş, cahil ve salahiyetsiz şahısların elinde hırpalanmıştır. 200 yıllık tahribat görünenden fazladır. Az değildir.

Ama Mustafa İslamoğlu’nun dediği gibi “Çocuk altını kirletmişse bezi atılır. Çocuk değil.”

Geleneğin sorduğu gibi sorup bu yazıyı bitirelim.

Medeniyeti İhya mı edeceğiz? İmha mı?

Ateşin mi oğluyuz, toprağın mı?


                                                                                                                       Ahmet H. Çakıcı
Önceki Yazı  : Batı zihni ile İslam’a bakmak 3 – Kur’an bize Yeter!
Sonraki Yazı : Batı Zihni ile İslam'a Bakmak 5 - Kur'an Anlaşılır mıymış ?



[i] Rad 28 :(Onlar) O zâtlardır ki, Allah'ın zikriyle kalpleri mutmain olduğu halde imân etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, Allah'ın zikriyle kalpler mutmain olur. Ömer Nasuhi Bilmen
[ii] Daha geniş bir yazı için Kur’an’ın Tarihsel ve Evrensel Okunuşu. S:102  Der: Mevlüt Uyanık.
[iii] Fatiha Suresinde geçen dosdoğru yol anlamındaki ibare.

0 yorum:

Yorum Gönderme